2018 > Ağustos yazıları

Jacques Goldstyn-Canım Ağacım
  • 17.8.2018 10:44:18
  • 0 Yorum
  • 280

Kanadalı sanatçı Jacques Goldstyn hem yazıp hem resimlediği Canım Ağacım’da, bir çocukla bir ağacın kurduğu dostluğu, incelikli çizgiler ve kelimelerle örülü bir öyküyle anlatıyor. Diğerlerine benzemeyen bir çocuksanız ve bunu pek de umursamıyorsanız, pekâlâ bir ağaçla arkadaş olabilirsiniz! Yaşlı bir meşe ağacı olan Bertolt, çocuk için yalnızca bir saklanma yeri değil, aynı zamanda bir labirent, bir kaledir. Bir gün yeniden bahar gelir ama Bertolt’un dalları bir türlü tomurcuklanmaz… Bir kedi ya da kuş öldüğünde ne yapılacağını bilirsiniz. Peki ya bir ağaç öldüğünde?

“Bertolt yapraklarla kaplandığında kimse beni görmez.

Ama ben herkesi görürüm.

Klivyalarını sulayan papaz efendiyi…

Noterin kızı Marie-Chantal ile lağımcının oğlu Kevin’in sık sık öpüştüğünü…

Fırıncının güneşlenen karısını…

Griotte Amca’nın ağacından kiraz araklayan Bayan Briscard’ı…

Bakkalın sundurmasından boş şişeleri çalıp sonra ona tekrar satacak olan Fafoin ikizlerini…

Bir tren vagonuna grafiti çizen şişko Castrelaut’yu…

Av için tuzaklar kuran postacıyı…

Çimleriyle kafayı bozmuş Bay Monsanteau’yu…

Mısır tarlasındaki Corine’i görürüm.”

Devamını gör
Ayşe SARISAYIN Kimdir?
  • 17.8.2018 10:43:02
  • 0 Yorum
  • 280

Ayşe Sarısayın, 1957 yılında İstanbul’da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul Alman Lisesi’nde tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi Kimya Mühendisliği  bölümünden (1981) ve İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne bağlı İşletme İktisadı Enstitüsü’nden mezun oldu (1986). Uzun yıllar ilaç sektöründe yönetici olarak çalıştı. Evli ve bir oğlu var, İstanbul’da yaşıyor.

Babası Behçet Necatigil’in çeviri şiirlerini (Yalnızlık Bir Yağmura Benzer, Adam Yayınları, 1984) ve aile mektuplarını (Serin Mavi, YKY, 1999, Selma Esemen ile birlikte) yayına hazırladı. Behçet Necatigil’e ilişkin anılarının yer aldığı “Çok Şey Yarım Hâlâ” adlı kitabı, 2001 yılında yayımlandı (YKY).

“Denizler Dört Duvar” (Can Yayınları, 2003) adlı ilk öykü kitabı 2004 Yunus Nadi Öykü Ödülü’ne, “Yorgun Anılar Zamanı” (Can Yayınları, 2004) 2005 Sait Faik Hikaye  Armağanı’na, “Karakalem Resimler” (Can Yayınları, 2008) adlı öykü kitabı ise Dünya Kitap dergisinin 2008 Yılın Telif Kitabı Ödülü’ne değer görüldü.

“Erdal Öz, Unutulmaz Bir Atlı” adlı biyografi çalışması ile Istanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nca desteklenen İstanbulum projesi kapsamındaki “Beşiktaş, Yollar ya da Anılar Boyunca” adlı kitabı 2009 yılında yayımlanan Ayşe Sarısayın’ın çocuklar için yazdığı kitapları da var: "Kedimin Adı Çamur" (Can Çocuk, 2010), "Köpeğimin Adı Erik” (Can Çocuk, 2013) ve “Kaplumbağamın Adı Meraklı” (Can Çocuk, 2015).

2014 sonunda çıkan ilk romanı “Ansızın Günbatımı”nın (Can Yayınları) ardından, “İlkgençlik Çağına Öyküler” antoljisinin üçüncü cildini (Selim İleri’yle birlikte, Everest Yayınları, 2014), Erdal Öz’ün “Günlükler”ini (“Yarın, Nasıl Bir Gün Olacaksın?”, Can Yayınları, 2016) yayına hazırlandı. Selim İleri’yle yaptığı edebiyatta 50 yıl nehir söyleşisi “O Aşk Dinmedi” 2017’de yayımlandı (Everest Yayınları).

Almancadan çeviriler de yapan Sarısayın’ın Siegfried Lenz’den çevirdiği "Almanca Dersi" (Deutschstunde) romanına (Everest Yayınları, 2012) Dünya Kitap Dergisi 2012  "Yılın Çeviri Kitabı" ödülü verildi.

http://www.aysesarisayin.net

Devamını gör
Ayşe Sarısayın-Denize Yazıldı
  • 16.8.2018 10:30:13
  • 0 Yorum
  • 272

“Terk edilmiş, virane bir binayı yaşanası bir eve, kurak bir toprak parçasını sahici kahkahaların çınladığı bir cennet bahçesine dönüştürdüğümüz, burada yeni bir dünya, huzurlu bir sığınak ve sınırlı ilişkilerden derin bir dostluk, hatta kocaman bir aile yarattığımız yılların, bu şenlikli, patırtısı gürültüsü eksik olmayan kalabalık ailenin eksilmeden önceki rengi: Mor!

Tüm renkler mora çalıyor, gün günden mor, bir eksik mor.

Begonviller uzaklarda.

Yaz gelecek mi, gelecek mi gerçekten?”

Ayşe Sarısayın, sıra dışı bir kadının, Elif Daldeniz Baysan’ın iki dil ve kültür arasındaki gelgitlerle şekillenen portresini sunuyor okurlara.

Elif ve çevresinin kurmaya çalıştığı başka bir yaşamın öyküsünü, düş ve düşbozumlarını aktarmanın ötesinde çok dillilik, kültür, seçilmiş aile gibi kavramları açımlayan, 
ölümle baş etme çabalarını sorgulayan bir kitap Denize Yazıldı. Denize yazılan ve Elif’in son evi Heybeliada’dan usulca dalgalara emanet edilen bir dostluk öyküsü…

Ayşe Sarısayın’ın Can Yayınları’ndaki diğer kitapları

Denizler Dört Duvar, 2003

Yorgun Anılar Zamanı, 2004

Karakalem Resimler, 2008

Erdal Öz/ Unutulmaz bir Atlı, 2009

Ansızın Günbatımı, 2014

Devamını gör
Hane Başına Düşen Kitap Sayısı
  • 16.8.2018 10:28:23
  • 0 Yorum
  • 267

Medya takip kurumu Ajans Press, Avrupa ülkelerindeki hanelerde bulunan ortalama kitap sayılarını ele alan araştırmayı inceledi. Ajans Press’in Ekonomik Kalkınma ve  İşbirliği Örgütü (OECD) verilerinden ve medya yansımalarından derlediği bilgilere göre,Türkiye’de en üst sosyoekonomik dilimde yer alan hanelerde,ortalama kitap sayısı 179 olarak belirlendi. 

2015 yılı verilerine dayanan raporda, birinci sıraya yerleşen Avrupa ülkesi ise 423 kitap ile Lüksemburg olarak görüldü. Listenin ilk sırasına yerleşen Lüksemburg’u  Macaristan takip etti. 414 kitapla listenin ikinci sırasında yer alan Macaristan’ı, 346 kitapla Almanya, 331 kitapla Lihtenştayn, 323 kitapla Avusturya,322 kitapla da Norveç izledi. Buna karşın en üst sosyoekonomik dilimde yer alıp evinde en düşük kitabı bulunduran ülke 172 kitapla Hırvatistan oldu. Hırvatistan’ı 179 kitapla Türkiye, 215 kitapla Sırbistan, 226 kitapla ise Slovakya takip etti.

ITS Medya ve Ajans Press’in gerçekleştirdiği medya incelemesinde konuyla ilgili yazılı basına yansıyan haber adetleri de belli oldu. Gerçekleştirilen medya araştırmasında,  2018 yılı içerisinde yazılı basına kitaplarla ilgili 97 bin 675, geçtiğimiz yıl 151 bin 852, 2016 yılında ise 121 bin 482 haber çıkışı tespit edildi. TÜİK’ten elde edilen bilgilere göre, geçtiğimiz yıl Türkiye’de 58 bin 27 kitap yayımlandığı tespit edilirken, 212 elektronik kitap, bin 767 web tabanlı elektronik kitap, 26 konuşan kitap ve 303 diğer olmak üzere toplamda bu sayının 60 bin 335’e çıktığı belirlendi.

Devamını gör
Ceyhun Atuf KANSU Kimdir?
  • 15.8.2018 10:23:14
  • 0 Yorum
  • 306

1919 yılında İstanbul’da doğdu, 17 Mart 1978’de Ankara’da öldü. Eğitimci ve politikacı Nafi Atuf Kansu´nun oğlu. Küçük yaşta annesini kaybetti. Babasıyla birlikte 1921´de Ankara´ya gitti. Ankara Gazi Lisesi´ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Ankara Numune Hastanesi’nde çocuk hastalıkları uzmanı oldu. Turhal Şeker Fabrikası, Ankara Şeker Fabrikası ve Etimesgut Şeker Fabrikası´nda hekimlik yaptı.

İlk şiiri lise öğrencisiyken okul dergisinde yayınlandı. Ardından şiirleri İnkılapçı Gençlik, Ülkü, Yücel, Millet, İstanbul gibi dergilerde yer buldu. Olgunlaşmış bir şiirle kuşağının önde gelen temsilcileri arasında yerini aldı. Bu dönemdeki şiirlerinde toplumsal sorunlara ağırlık verdi. Halk dilinden, halk söyleyişlerinden geniş biçimde yararlanarak, halkın özlemlerini, sevinçlerini, acılarını ve yaşama savaşımını coşkulu bir söyleyişle dile getirdi. Şiirlerinin kaynağını hoşgörü, insanlık sevgisi, ulusal bağımsızlık ve doğa oluşturdu. "Çocuk" dergisinde masalları, Vakit ve Ulus gazeteleri ile Varlık, ve Seçilmiş Hikayeler dergilerinde öyküleri de yayınlandı. 1986´dan başlayarak adına bir şiir ödülü kondu.

Edebi Kişiliği:

* İlk şiirlerini hece vezniyle ve halk şiiri etkisiyle yazmış daha sonra Garip şiirine yakın bir şiir anlayışı benimsemiştir. Orhan Veli etkisindeki bu döneminden sonra “Toplumcu” anlayışla şiirler yazmıştır.

* Görevi nedeniyle gittiği Anadolu’nun en ücra köşelerinden, memleketin farklı yöresindeki insanların acılarını dile getirmiştir.

* Çocuk doktoru olarak gittiği köylerde insanların, özellikle çocukların yoksulluğunu, acılarını, hastalıklarını tüm samimiyetiyle şiirlerinde dile getirmiş ve gözlemlerinden dolayı üzüntü duymuştur.

* Çocukların acılarının edebiyatımızda sembolleştiği isim, Ceyhun Atıf Kansu’dur.

* Şiirlerinin kaynağı hoşgörü, insanlık sevgisi, ulusal bağımsızlık ve doğadır.


ESERLERİ

Şiir: Bir Çocuk Bahçesinde, Bağbozumu Sofrası, Çocuklar Gemisi, Yanık Hava, Haziran Defteri, Yurdumdan, Bağımsızlık Gülü, Sakarya Meydan Savaşı, Buğday Kadın Gül 
ve Gökyüzü, Devrimcinin Takvimi

Düzyazı: Ya Bağımsızlık Ya Ölüm, Köy Öğretmenine Mektuplar, Tonguç’un Kitapları, Atatürkçü Olmak, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı, Balım Kız Dalım Oğul, Halk Önderi Atatürk, Cumhuriyet Ağacı, Sevgi Elması, Cumhuriyet Bayrağı Altında

Devamını gör
Diana Crane’den Moda ve Gündemleri
  • 15.8.2018 10:21:23
  • 0 Yorum
  • 290

Giyimini dert edinen her birey belli ölçülerde başkalarının giyimlerini taklit etmez mi? Semt pazarlarından alınan ünlü markaların taklitleri bir sınıf atlama isteği olmasın? Neden kadınlar rahatça pantolon giyerken erkekler etek giyemez? Takım elbise ile blucin ve tişört arasındaki gerilimin kökenleri nelerdir? Peki, giyim tarzlarına dair fikirleri ilk kim ortaya atar, ilk kimler benimser, sonra kimler onları takip eder? Giysiler nasıl oldu da artık sınıfımızı değil de yaşam tarzımızı gösterir hale geldi? Örtünmek için kullandığımız giysileri nasıl oldu da görünmek için giymeye başladık, izleyen/izlenen olduk, birer görüntüye dönüştük? Gündelik hayatımızın her hücresine sinmiş olan iktidar, insanın dış görünüşünün ayrılmaz bir parçası olan giysileri de “toplumsal kimlikleri empoze etmek için kullanır.” Giysiler aynı zamanda “bir toplumsal denetim biçimi olarak” işlev görür, sınıflar arası sınırları çizer, bireylere cinsiyet normları dayatır. Ama aynı zamanda, bireylerin gizil toplumsal kimliklerini ifade etmelerine olanak tanıyan, bu sınırları belirsizleştirme ve normları yıkma gücüne sahip olan da yine giysilerdir.

Crane, Moda ve Gündemleri adlı kitabında, toplumsal kimliğin giyimle ifade edildiği XIX. yüzyıl Fransız, İngiliz ve Amerikan toplumlarıyla; yaşam tarzı, cinsiyet, cinsel tercih, yaş ve etnik kökenin, gardıropların kuruluşunda bireyler için daha anlamlı olduğu geç dönem XX. yüzyıl Amerika’sını kıyaslıyor; sınıfsal görüngü olarak giyimden, pazar ve kimlik görüngüsü olarak giyime evrilen süreci inceliyor. Medya, film ve popüler müzikle şekillendirilen küresel moda pazarı ile giyimin, kimliğin toplumsal kuruluşu süreçlerini nasıl belirlediğini gösteriyor; giysilerin üretim, kullanım ve yayılım biçimlerindeki değişikliklerin sınıflı toplumlardan “parçalı” toplumlara geçişimizde adeta bir yol haritası oluşturduğunu gösteriyor. Ona göre, XIX. yüzyılda ve XX. yüzyılın ilk yarısında giyinme biçimleri sosyal sınıf ve statünün kamusal alandaki göstergeleriydi. Günümüzün tüketime dayalı çok parçalı toplumlarında ise bunlar esas olarak, medya süreçlerinin belirleyici hegemonyası altında sonsuz çeşitlilikte kimlik arayışı çabasının göstergeleri ve ifadeleri haline gelmiştir.

Diana Crane Kimdir?

Pennsylvania Üniversitesi’nde Sosyoloji Profesörü. Amerika’da Yale, Johns Hopkins Üniversiteleri’nde, Fransa’da Poitiers ve Colombia, Hollanda’da Erasmus  üniversiteleri’nde hocalık yaptı. 1996’da Moda ve Gündemleri kitabının çalışmaları için Fransa’da Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales’de ziyaretçi profesör olarak bulunmuştur.

Devamını gör
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU Kimdir?
  • 14.8.2018 10:43:29
  • 0 Yorum
  • 303

Yakup Kadri, 17.yüzyılın sonlarından başlayarak, Saruhan vilayeti denilen Aydın ve Manisa bölgesinde hüküm sürmüş Karaosmanoğlu sülalesindendir. Mısır´da İbrahim Paşa konağına yerleşen ve orada İkbal Hanım ile evlenen Kadri Bey´in oğludur. 27 Mart 1889´da Kahire´de doğdu. İbrahim Paşa´nın ölümü üzerine 6 yaşında iken ailesiyle  birlikte Manisa´ya geldi. İlk öğrenimine Fevziye Mekteb-i İbdidadisi´nde başladı. 2 yıl sonra da İzmir idadisine gönderildi(1903). Şahabettin Süleyman ile arkadaşlığı buradan gelir. Ama öğrenimini tamamlayamaz. Babası da o öğrenime başlamadan ölmüş. Aile yeniden Mısır´a dönünce İskenderiye´deki Freres´ler Fransız okuluna girdi. Burada bir yıl okudu. İdadi özlemi onu İzmir´e çektiyse de, tatilini geçirmek için geldiği Mısır´da (1906) Jöntürklerle tanıştı, İzmir´e dönmekten vazgeçti. Sınava yeniden girdiği Freres´ler okulunda iki yıl sonra bakaloryasını vererek ortaöğrenimini tamamladı.1908´de ailece yurda döndüler. İstanbul´a yerleştiler. Yakup Kadri Mekteb-i Hukuk´a girdi. Ama bitirmeden, üçüncü sınıftan ayrıldı. Bu arada İbsen´den esinlenerek yazdığı Nirvana adlı tek perdelik oyunu yayımlanmış, arkadaşı Şahabettin Süleyman´ın aracılığıyla Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır. Bir yandan Fecr-i Aticilere yönelik eleştirilere cevap vermekte, bir yandan da Servet-i Fünun´da küçük hikayeler yayımlamaktadır. Mensur şiirleri de bu ilk döneminin ürünleridir. 

1912´de tüberküloza yakalandığını öğrenir ama 1916´da tedavi için İsviçre´ye gidebilecek, 3.5 yıl orada kalacaktır. Bektaşilikle ilgisi de bu yıllarda, İsviçre´ye gitmeden öncedir. O sıralar Paris´ten yeni dönmüş olan Yahya Kemal´in de etkisiyle Yunan ve Latin kaynaklarına dayalı yeni bir sanat anlayışını savunmaya başlamıştı. Ayrıca, Doğu mitolojisiyle de ilgileniyor, bir mistisizme yöneliyordu. Bu eğilim onu Bektaşi tekkesine itti. Gözlemlerinden yararlanarak Nur Baba romanını yazdı ama karşılaşacağı tepkiler, İsviçre´ye gidişi romanın yayınlanmasını engelledi. 1913´de ilk hikaye kitabını çıkarır: Bir Serencam.Ama önce Balkan,ardından da Birinci Dünya Savaşı, bu savaşlarla gelen yıkım,Yakup Kadri´de bir değişime yol açacak, sanatın “şahsi ve muhterem” olduğu düşüncesinden yavaş yavaş uzaklaşacaktır. Mondros antlaşmasından sonra onu İkdam yazarı olarak görürüz(1919). Güncel olayları izleyen, Kurtuluş Savaşı´nı destekleyen bir gazetecidir artık. Hikayeleri de Mili Mücadele ile ilgilidir. Daha sonra o günlerin ürünü olan makalelerini Ergenekon´da toplayacaktır. 


1921´de Ankara´nın çağrısı üzerine Anadolu´ya geçti. Görevli olarak Kütahya, Simav, Gediz, Eskişehir, Sakarya yörelerini dolaştı. Önce Mardin(1923-1931), sonra Manisa  milletvekili oldu(1931-1934). Evliliği de bu dönemdedir. Mutasarrıf Asaf Bey´in kızı Burhan Asaf Belge´nin kız kardeşi Leman hanımla evlenmiş (11 Ekim 1923); yine bu  dönemde Kiralık Konak, Nur Baba adlı romanlarını yayımlamış. Cumhuriyet ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde makaleler yazmış (1923-1925), tedavi için ikinci kez gittiği (1926) İsviçre´den “Ağrı Dağlarından” başlığıyla izlenimlerini kaleme almıştır. 1932 yılı ise Yakup Kadri için ayrı bir önem taşır. Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, İsmail Hüsrev Tökin ve Şevket Süreyya Aydemir ile birlikte Kadro dergisini çıkardılar. Büyük yankı uyandıran ve tartışmalara yol açan romanı Yaban´da aynı yıl yayımlanır. Başlangıçta ilgiyle karşılanan Kadro´da savunulan düşünceler zararlı bulunarak derginin imtiyaz sahibi Yakup Kadri, Tiran elçiliğine atanınca (1934) dergide kapanır. Bunu Prag (1935), La Haye (1939), Bern (1942) elçilikleri izler. Tahran elçiliğinden sonra (1949-1951) emekli oluncaya kadar kalacağı Bern elçiliğine yeniden getirilecektir. Zoraki diplomat adlı anıları bu yılların ürünüdür.1955´te emekli olunca yurda dönerek çeşitli dergi ve gazetelerde yazılarını sürdürdü. 27 Mayıstan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. 1961´de Manisa milletvekili oldu. 1957´de de Ulus gazetesinin baş yazarlığını üstlenmiştir. 1962´de Atatürk ilkelerine ters düşüldüğünü ileri sürerek CHP den istifa etti.1965´ten sonra ise politikadan çekildi. Son görevi, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı idi. 13 Aralık 1974´de Ankara´da öldü. İstanbul´da, Beşiktaş´ta Yahya Efendi mezarlığında annesinin yanında yatmaktadır.

ESERLERİ:

Roman:

Kiralık Konak (1922)
Nur Baba (1922)
Hüküm Gecesi (1927)
Sodom ve Gomore (1928)
Yaban (1932)
Ankara (1934)
Bir Sürgün (1937)
Panaroma (2 cilt, 1953)
Hep O Şarkı (1956)


Hikâye (Öykü):

Bir Serencam (1914)
Rahmet (1923)
Milli Savaş Hikâyeleri (1947)

Mensur Şiir:

Erenlerin Bağından (1938)
Okun Ucundan (1940)

Tiyatro:

Nirvana (1909)
Veda (1909)
Sağanak (1929)
Mağara (1934)

Hatıra (Anı):

Zoraki Diplomat (1955)
Anamın Kitabı (1957)
Vatan Yolunda (1958)
Politikada 45 Yıl (1968)
Gençlik ve Edebiyat Hatıraları (1969)

Monografi:

Ahmet Haşim (1934)
Atatürk (1946)

Makale-Deneme:

İzmir'den Bursa'ya (1922, Halide Edip, Falih Rıfkı Atay ve Mehmet Asım Us ile birlikte)
Kadınlık ve Kadınlarımız (1923)
Seçme Yazılar (1928)
Ergenekon (iki cilt, 1929)
Alp Dağları'ndan ve Miss Chalfrin'in Albümünden (1942)

Devamını gör
Kitap Kafeler
  • 14.8.2018 10:37:45
  • 0 Yorum
  • 345

Türkiye’de giderek artan kitap-kafe kültürü, İzmir’de de gençler ve kitap tutkunları tarafından ilgiyle karşılanıyor. Alsancak çevresinde yoğunlaşmış olan bu kafeler,  müşterilerine sattıkları kitapları inceleme ve okuma fırsatı verirken, aynı zamanda çay, kahve gibi hizmetlerle rahat bir ortam sağlıyor. İnsanlar buralara gelip, merak ettikleri, ilgi duydukları kitapları samimi bir ortamda uzun uzun inceleyebiliyor. Bazı kafelerde atölyeler ve etkinlikler de yapılıyor.

Alsancak’taki bir sahaf-kafe’nin üç ortağından biri olan Tuncay Yiğit, “Burası hem sahaf hem kafe. Biz ikinci el kitap ve plak satıyoruz. İnsanlar buraya gelip kitapları okuyabiliyor, satın alabiliyor ve daha sonra değiştirebiliyorlar. Ortaklık, bütünlük içinde yapılmış, herkesin emeğinin geçtiği bir şey. Genel olarak buranın stabil bir müşteri kitlesi var. Burada arkadaşlık ortamı çok iyi. Müşteri bazen gelip kendi çayını kendisi koyabiliyor. Belli dönemlerde masal anlatma, şiir, sinema gibi etkinlikler yapıyoruz” diye konuştu.

Devamını gör
Ünlü Eski Hiciv Dizi Oluyor!
  • 13.8.2018 10:46:35
  • 0 Yorum
  • 247

Sabit Fikr’in BookRiot’a dayandırdığı habere göre, pek çoğumuzun Kurt Vonnegut’la tanışması Mezbaha No. 5 ile olmuştur. Kendisi de II. Dünya Savaşı’nın dehşetini  yaşayan ve vaktiyle Almanlara esir düşen Vonnegut, savaşı ve yarattığı anlamsızlık rejimini hicvettiği bu ölümsüz yapıtında, dehşet verici olaylardan kara mizah çıkarmasını bilir. Romanın “mutlaka okumanız gereken modern klasikler” listelerinde sık sık kendisine yer bulması da bu özgün kara mizahı sayesindedir.

Vonnegut’un romanı 1972 yılında George Roy Hill tarafından sinemaya uyarlanmış ve filmin başarısı Cannes’da Jüri Ödülü’nü alarak tescillenmişti. Aradan 36 yıl geçmişken, yeni bir Mezbaha No. 5 uyarlamasının vakti gelmişti! Vonnegut’un yapıtı bu kez televizyon dizisi olarak karşımıza çıkacak. Yönetmen koltuğu için seçilen isimlerden birinin, Margaret Atwood uyarlaması müthiş dizi The Handmaid’s Tale’in ödül avcısı yönetmenlerinden Kari Skogland olması beklentiyi yükseltiyor.

Devamını gör
Can Yücel'e Ait Olmayan Şiirler!
  • 13.8.2018 10:45:21
  • 0 Yorum
  • 284

Prof. Dr. Semih Çelenk, ‘Sahte Can Yücel şiirleri’nin 50’ye ulaştığını açıkladı! airin üslubu ve siyasi duruşuyla hiçbir alakası olmayan sayısız şiirin internette dolaştığını söyleyen eşi Güler Yücel de konuya dair Kemal Öncü’ye verdiği röportajda “Yine örneğin ‘Her şey sende gizli’ diye bir şiir var. O demin söylediğin şiir var… Mistik, kaderci, boşverci, metafizik bulamaçlı bu şiirlerle Can’a karşı adeta faili meçhul bir kampanya yürütülüyor gibi. Can’ın şiiri şiir gibi şiirdi… Ne o öyle ‘Ömür dediğin bir gündür/ o da bugündür…’ ye, iç, eğlen keyfine bak gerisine aldırma mesajı? Can muhalif bir şair, söyleyeceğini eğilip bükülmeden dobra dobra söyleyen bir şair, ziyaret edenlerin şaşırdığı iki göz odada oturup üreten bir şair…” ifadelerini kullanmıştı.

Uzun yıllar boyunca bu sözde Can Yücel'e ait olan ancak farklı imzalar taşıyan bu şiirleri Prof. Dr. Semih Çelenk şu şekilde sıralıyor:

1-)Bağlanmayacaksın  2-)Kadın Dediğin  3-)Erkek Dediğin  4-)Seninle Olmanın En Güzel Yanı  5-)Anladım

6-)Herşey Sende Gizli  7-)Eğer  8-)Herkes Gitmek İstiyor  9-)Sevdiğin Kadar Sevilirsin  10-)ağlık Olsun

11-)Tam zamanında Yaşamak (Yaşamak Zamanı)  12-)Tersten Yaşamak  13-)Biraz Değiştim  14-)Bir gün Anlarsın  15-)Gitmek

16-)Seninle Yaşlanmak İstiyorum  17-)Asla Keşkelerim Olmadı  18-)Özledim Seni   19-)Bilmelisin ki   20-)Aşk

21-)Boşver ve Yaşı Başı  22-)Olmuyorsa Zorlamayacaksın  23-)Ben Benden Olgun İnsan İsterim Karşımda 24-)Öyle Sabah Uyanır Uyanmaz Fırlama Yataktan

25-)Farkında Olmalı İnsan  26-)Bir Eşi Olmalı İnsanın  27-)Unutma  28-)Sevgi Emekmiş  29-)Özleme Dair (Kim Özlerdi?)

30-)Ömür Dediğin Bir Gündür O da Bugündür  31-)Aşk Ayakkabı Gibidir  32-)Rakı İçen Kadınlar  33-)AteşveSu  34-)Ülke Bölünsün İstiyorum

35-)Kadınım Ben  36-)Senin İçin Yasak Dediler  37-)Bayram Şiiri  38-)Dostlar Irmak Gibidir 39-)Öye Bir Hayat Yaşadım ki

40-)Bir Yolun varsa Gidilecek  41-)Ömür Dediğiniz Nedir Ki  42-)Fakirin Gayrimeşru Çocuğu   43-)Ey Yüreğim   44-)Özlersin

45-)Hepsi Bu 46-)Birşey Eksik  47-)Kendimden Özür Diliyorum  48-)Bir Kadını Ağlatmak 49-)Ölüm Bir An  50-)Galiba Yoruldum

Devamını gör
'Üstad' Necip Fazıl Şiirlerinden Derlemeler
  • 11.8.2018 09:41:16
  • 0 Yorum
  • 208

Şiirleriyle gönüllerin en derin nağmelerine seslenen Üstad'ın şiirlerinden birazını sizler için derledik. Kulakların pasını silecek ve dudaklara anlam kazandıracak bu şiirleri incelerken keyifli dakikalar geçirmenizi dileriz:
 
BEKLENEN
 
Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar.
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
 
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni; 
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme, artık neye yarar?
 
ANNECİĞİM
 
Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim! 
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!
 
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var; 
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!
 
Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış, çırpınmak için; 
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim! ...
 
ZİNDANDAN MEHMED'E MEKTUP
 
Zindan iki hece, Mehmed'im lâfta! 
Baba katiliyle baban bir safta! 
Bir de, geri adam, boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed'im! 
Kavuşmak mı? .. Belki... Daha ölmedim!
 
Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yol da tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
 
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak! 
Bir âlem ki, gökler boru içinde! 
Akıl, olmazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu? 
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
 
Bir idamlık Ali vardı, asıldı; 
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. 
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; 
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...
 
Müdür bey dert dinler, bugün 'maruzât'! 
Çatık kaş.. Hükûmet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş, kim eder azat? 
Anlamaz; yazısız, pulsuz, dilekçem...
Anlamaz; ruhuma geçti bilekçem!
 
Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil; 
Sayım var, maltada hizaya dizil! 
Tek yekûn içinde yazıl ve çizil! 
İnsanlar zindanda birer kemmiyet; 
Urbalarla kemik, mintanlarla et.
 
Somurtuş ki bıçak, nâra ki tokat; 
Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...
Yalnız seccâdemin yününde şefkat; 
Beni kimsecikler okşamaz mâdem; 
Öp beni alnımdan, sen öp seccâdem!
 
Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan! 
Dakika düşelim, senelik paydan! 
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin; 
Köpük köpük, duman duman erisin!
 
Peykeler, duvara mıhlı peykeler; 
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...
Duvar, katil duvar, yolumu biçtin! 
Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!
 
Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar; 
Tek nokta seçemez dünyadan nazar.
Yerinde mi acep, ölü ve mezar? 
Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz? 
Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?
 
Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelir ki elden, kader bu, emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık; 
Dünyaya kapalı, Allaha açık.
 
Dua, dua, eller karıncalanmış; 
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu; 
İplik ki, incecik, örer boşluğu.
 
Ana rahmi zâhir, şu bizim koğuş; 
Karanlığında nur, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş! 
Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! 
Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!
 
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! 
Ölsek de sevinin, eve dönsek de! 
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! 
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! 
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
 
AFFET
 
göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten, 
affet senden habersiz aldığım her nefesten...
 
AĞLAYAN ÇOCUKLAR
 
Kafesli evlerde ağlar çocuklar,
Odalarda akşam olurken henüz.
O zaman gözümün önünde parlar,
Buruşuk buruşuk, ağlayan bir yüz.
 
Ne vakit karanlık kaplasa yeri,
Başlar çocukların büyük kederi; 
Bakınır, korkuyla dolu gözleri:
Ya artık bir daha olmazsa gündüz?
 
Gittikçe kesilir derken sedalar,
Gece; bir siyah el gözümü bağlar; 
Duyarım, içime sığınmış, ağlar,
Bir ufacık çocuk, bir küçük öksüz...
 
UTANSIN
 
Tohum saç, bitmezse toprak utansın! 
Hedefe varmayan mızrak utansın!
 
Hey gidi Küheylan, koşmana bak sen! 
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
 
Eski çınar şimdi Noel ağacı; 
Dallarda iğreti yaprak utansın!
 
Ustada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
 
Ölümden ilerde varış dediğin,
Geride ne varsa bırak utansın!
 
Ey binbir tanede solmayan tek renk; 
Bayraklaşamıyorsan bayrak utansın!
 
 AKROSTİŞ
 
İhtilal acentası...
Solun tam da ortası.
Moskof ’un oltası..
Eli, zulüm muştası.
Tek ümidi, cuntası
 
İnkılap, avantası...
Nemrut, onun atası...
Ölüm yolu, rotası..
Namlı servet çantası..
Ünlü küfür softası..
 
ALLAH DERİM
 
Sırtımda, taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!
 
Ey akıl, nasıl delinmez küfen?
Ebedi oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!
 
ÖLÜMÜN ODASI
 
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş; 
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş. 
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi 
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi… 
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü; 
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü. 
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi; 
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi. 
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana; 
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana. 
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var; 
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar. 
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an; 
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan. 
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm; 
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm
 
GEÇEN DAKİKALARIM
 
Kimbilir nerdesiniz,
Geçen dakikalarım
Kimbilir nerdesiniz?
 
Yıldızların,korkarım,
Düştüğü yerdesiniz; 
Geçen dakikalarım?
 
Acaba tütsü yaksam
Görünür mü yüzünüz? 
Acaba tütsü yaksam?
 
Siz benim yüzümsünüz
Eğilip suya baksam,
Görünür mü yüzünüz?
 
Gitti bütün güzeller; 
Sararmış biri kaldı,
Gitti bütün güzeller.
 
Gün geldi,saat çaldı,
Aranızda verin yer; 
Sararmış biri kaldı!
 
 

Devamını gör
LEMUR Ağustos Sayısı
  • 10.8.2018 11:40:05
  • 0 Yorum
  • 206

LEMUR  internet dergisinin Ağustos sayısı yayımlandı. Derginin internet sitesi üzerinden ücretsiz okunabilen, PDF formatı ile indirilebilen LEMUR’un yeni sayısında Prof. Dr. Sevil Atasoy, Oğuzhan Uğur, Suç Araştırmaları Uzmanı Mesut Demirbilek  ve daha pek çok isim yer alıyor. Kapak çizimlerini Efecan Sezer’in yaptığı LEMUR’un bu ayki kapak yazısında, adli tıp alanında yaptığı çalışmalarla dünya çapında bir itibara sahip olan Prof. Dr. Sevil Atasoy;  5 Ağustos 1962 yılında esrarengiz bir şekilde hayatını kaybeden Marilyn Monroe’nun ölümü üzerindeki sır perdesini “Yıldızın Karanlık Ölümü” başlıklı yazısı ile kaleme aldı.

Sadece internet üzerinde değil, aynı zamanda görme engelli vatandaşlarımız için başlatılan “Konuşan Lemur” projesi kapsamında sesli öykü yayını da yapmakta olan  LEMUR’da bu ay; geçtiğimiz günlerde ikincisi düzenlenen GezginFest günlüğü de yer alıyor. Gidemeyen müzikseverler için orada bulunan dergi ekibi, hem festival alanının coşkusunu kaleme alırken, hem de sahnede performans sergileyen Necati ve Saykolar, Manuş Baba ve Oğuzhan Uğur ile keyifli bir söyleşiyi okurlarının beğenisine sunuyor. L’iste köşesinde sevilen oyuncu Okan Çabalar’ı ağırlayan derginin ağustos sayısında, Emir Can İğrek ise 40 soruya verdiği cevaplar ile Alya Şahin’in konuğu oluyor.

Dergi yeni sayısında, eğlenceye önem verdiği kadar toplum sorunlarını da ele alıyor. LEMUR; Arda Özgüven’in, Suç Araştırmaları Uzmanı Mesut Demirbilek ile yaptığı  söyleşide, kadın ve çocuk cinayetlerini, artan taciz ve tecavüz davalarını ve de bu suçların yaptırımlarını konuşarak topluma bu konuda önemli bilgiler aktarıyor.

İnternet üzerinden ücretsiz yayınlanmakta olan Lemur’un ağustos kadrosu ise şöyle: Arda Özgüven, Sevil Atasoy, Mesut Demirbilek, Nebil Özgentürk, Oğuzhan Uğur, Manuş Baba, Necati ve Saykolar, Okan Çabalar, Angutyus, Ece İrem Dinç, Mahir Ünsal Eriş, Emir Can İğrek, Dilan Bozyel, Turgut Özalp, Efecan Sezer, İlker Ekiz, Ersin Perk, Demokan Atasoy, Ozan Yüksel, Özlem Ertan, Ecehan Biçen, Cihan Yılmaz,  Canberk Gezmen, Sabri Gürses, Müjde Başkale, Zülfikar Yamaç, Deniz Toprak, Alya R. Şahin, Öztürk Miraç Saral, Nurşifa Çayır,Merve Tuğtepe, Rabia Yıldırım, Bedia Yılmaz, Uğur Kılınç, Işın Beril Tetik, Yaşar Menderes Çetin, Alper Fıratlı, Nazlı Demet Uyanık, 
Setenay Gökdağ, Oğuzcan Erduran, Bekir Kerem Kurt.

Devamını gör
Nick Riggle - Berbat Olmak Üzere Bir Teori
  • 10.8.2018 11:38:52
  • 0 Yorum
  • 164

Berbat olmanın ne demek olduğuna dair ayrıksı, çarpıcı ve felsefi bir keşif…

Tümüyle modern bir durumun merak uyandıran, eğlenceli ve keskin zekâlı araştırmasında Felsefe Profesörü Dr. Nick Riggle, mükemmel olmaya (ve berbat etmemeye) dair  ortak ilgimizin Amerikan kültüründe yeni bir çağı işaret etmesi üzerine çarpıcı bir tartışmayı başlatıyor. Bu çağ, son zamanlardaki toplumsal, politik ve teknolojik değişimlerin şekillendirildiği bir çağdır.

San Diego Üniversitesi Felsefe Profesörü olan Riggle’ın Penguin tarafından yayınlanan ve orjinal adı “On Being Awesome – A Unified Theory of How Not To Suck” olan bu eserin oldukça beğenileceğine inanıyoruz. 

Devamını gör
Ayşe KULİN Kimdir?
  • 9.8.2018 10:45:11
  • 0 Yorum
  • 178

Ayşe Kulin, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü, Kırık Bebek adıyla senaryolaştırdı ve bu filmi 1986 yılında Kültür Bakanlığı Ödülü´nü kazandı. 

1986´da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği´nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü´ni kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk´un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü´nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikaye Armağanı´nı kazandı. 

1997´de yayınlanan Adı Aylin adlı biyografik romanı ile, İstanbul İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. 1998 yılında Geniş Zamanlar adlı öykü kitabı, 1999´da İletişim Fakültesi tarafından yılın romanı seçilmiş olan Sevdalinka ve 2000´de yine bir biyografik roman olan Füreyya yayınlandı. 2001 yılında yayınlanan Köprü isimli romanı ile Doğu illerimizde yaşanan dramın kökenleri ve Cumhuriyet tarihi içindeki nedenlerini ele aldı. 

Ayşe Kulin 2002 yılında yayınlanan Nefes Nefese isimli romanı ile ikinci dünya savaşı sırasında yüzlerce Yahudi´yi soykırımda kurtaran Türk diplomatlarının kahramanlıklarını bir aşk öyküsü ile birlikte işliyor... "Geniş Zamanlar" adlı öykü kitabı 2007 yılında TV ekranlarında dizi olarak yayınlanmaya başlandı.

2004 yılında yazdığı "Gece Sesleri" romanı, 2008 yılında aynı adla televizyona uyarlanarak yayınlanmaya başlandı.

Kitapları : 

1984 – Güneşe Dön Yüzünü, (öykü) 
1996 – Bir Tatlı Huzur, (biyografi) 
1997 – Adı: Aylin, (biyografik roman) 
1998 – Geniş Zamanlar, (öykü) 
1998 – Foto Sabah Resimleri, (öykü) 
1999 – Sevdalinka, (roman) 
2000 – Füreya, (biyografik roman) 
2001 – Köprü, (roman) 
2002 – Nefes Nefese, (roman) 
2002 – İçimde Kızıl Bir Gül Gibi, (deneme) 
2002 – Babama, (otobiyografi) 
2004 – Kardelenler, (araştırma) 
2004 – Gece Sesleri, (roman) 
2005 – Bir Gün, (roman) 
2007 – Bir Varmış Bir Yokmuş, (öykü) 
2008 – Veda (roman) 
2008 – Sit Nene`nin Masalları, (çocuk kitabı) 
2008 – Umut, (roman) 
2009 – Taş Duvar Açık Pencere, (derleme) 
2009 – Türkan, (biyografik roman) 
2011 – Hayat – Dürbünümde Kırk Sene (1941-1964), (biyografik roman) 
2011 – Hüzün – Dürbünümden Kırk Sene (1964-1983), (biyografik roman) 
2011 – Gizli Anların Yolcusu, (roman) 
2012 – Bora’nın Kitabı, (roman) 
2013 – Dönüş, (roman)

Devamını gör
Jane Robins’in ilk romanı 'Beyaz Bedenler'
  • 9.8.2018 10:43:54
  • 0 Yorum
  • 166

Kız kardeşler arasındaki koparılamaz bağı ve aşkın karanlık yüzünü keşfe çıkan; saplantı, aşk ve şiddete dair düşüncelerinizi sorgulatacak gizemli ve sürükleyici bir psikolojik gerilim: Beyaz Bedenler. Daha önce kurgudışı kitaplar kaleme alan Jane Robins’in ilk romanı Beyaz Bedenler, hep kitap logosuyla 10 Ağustos’ta raflarda! Tilda ile Callie ikiz olsalar da birbirlerine hiç benzememektedir. Tilda çok güzel ve dışadönük bir kadınken, Callie son derece sıradan görünüşlü, kendine güvensizdir. Çocukluklarından beri Tilda’ya hayran olan Callie, kardeşinin başına bir şey geleceği korkusuyla sürekli onu koruyup kollamakta ve bu nedenle onun hayatına müdahale etmektedir.

Tilda’nın hayatına Felix adında zengin ve karizmatik bir erkeğin girmesinden sonra Callie için kötü günler başlar. Kız kardeşinin vücudunda ufak tefek darp izleri vardır ve hayatının kontrolünü tamamen Felix ele geçirmiştir. Tilda’nın hayatından endişe etmeye başlayan Callie, erkek şiddetine maruz kalanların deneyimlerini paylaştığı bir siteye üye olur. Sitede tanıştığı kadınlardan biri bir erkek tarafından öldürülünce Callie’nin korkuları iyice artar. Duruma bir an önce müdahale etmezse her şey için çok geç olacağını düşünerek Tilda’nın hayatına daha fazla karışmaya başlar. Ancak Tilda onun yardımını ret etmekte, Felix’in de etkisiyle kız kardeşini hayatından çıkarmak istemektedir. Ama Callie’nin geri çekilmeye kesinlikle niyeti yoktur. Ne pahasına olursa olsun!

JANE ROBINS Kimdir?

The Economist, BBC ve Independent on Sunday gibi yayın organlarında gazetecilik yaparak meslek hayatına atıldı. Rebel Queen, The Magnificent Spilsbury ve The Curious 
Habits of Dr. Adams adlı kurgudışı üç kitap yazdı. Beyaz Bedenler yazarın ilk romanı.

Devamını gör
Donatella Rizzati - 'Yeniden Doğmak İçin Bir Bitki Çayı Alır mıydınız'
  • 8.8.2018 10:38:51
  • 0 Yorum
  • 182

Yeniden Doğmak İçin Bir Bitki Çayı Alır mıydınız?, hem bitkilerle mucizeler yaratan hem de yaralarını bitkilerle saran cesur Viola’nın ilham veren hikâyesini sürükleyici bir dille anlatıyor… Kocasını kaybetmiş bir kadının Paris sokaklarında geçmişin üstesinden gelme mücadelesini anlatan kitap 10 Ağustos’ta raflarda!

Viola Consalvi çiçeklerle, otlarla, yapraklarla ne yapacağını çok iyi biliyor. Hangisini neyle karıştıracağını, hangisini hangi sorunun tedavisinde kullanacağını… Mesela biraz lavanta gerginliği alır. Hatmi çiçeği özgüven ve iradeyi düzenler. Bach çiçekleri ise biten bir sevdanın ardından en güzel devadır. Hepsi gereken miktarda olmalı, gerektiği kadar içilmeli…

Viola çok sevdiği bitkilerden, şifalardan uzaklaşacak kadar yasta. Hayat ondan kocasını almış. Her şey katlanılmaz olduğunda nihayet gerekeni yapıyor. Kendini toplayıp üniversite yıllarını geçirdiği Paris’e, Montmartre’ın tepelerinde büyülü bir dünyadan kopup gelmiş gibi duran küçük aktara gidiyor. Burada hem bitkilerle mucizeler yaratıp etrafına faydalı olacak hem de acılarını sağaltacak. Bu güzel kokulu dünyada, cesur bir kadının Paris sokaklarında geçmişin üstesinden gelişine tanıklık etmeye var mısınız?  Peki siz olsaydınız ne yapardınız? Yeniden Doğmak İçin Bir Bitki Çayı Alır mıydınız?

Devamını gör
2. Edremit Kitap Fuarı
  • 8.8.2018 10:37:40
  • 0 Yorum
  • 160

13 Ağustos Pazartesi günü saat 20.00’da CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılımıyla açılacak fuar toplam 7 gün sürecek ve 19 Ağustos Pazar günü saat 24.00’te sona erecek. Zeytinli Altınkum Meydanı’nda her gün 18.00 ile 01.00 saatleri arasında kitapseverlerin ziyaretine açık olacak  fuarı 50’nin üzerinde yayınevi ve 140’a 
söyleşiyi ağırlayacak.

Prof. Ali Demirsoy, Ayşenur Aslan, Barbaros Şansal, Barış Doster, Barış Yarkadaş, Cüneyt Akman, Enver Aysever, Ergün Poyraz, Filiz Ali, Gürkan Hacır, Hanefi Avcı, Hasan Ali Toptaş, Prof. İbrahim Kaboğlu, Prof. İlber Ortaylı, İlyas Salman, İrfan Değirmenci, İsmail Saymaz, Kahraman Tazeoğlu, Merdan Yanardağ, Mine Kırıkkanat, Mustafa Balbay, Necdet Saraç, Orhan Bursalı, Öner Yağcı, Saygı Öztürk, Sinan Meydan, Şenol Çarık, Tarık Çelenk, Uğur Dündar, Ümit Zileli ve Zübeyir Kındıra gibi onlarca yazar ve gazeteci söyleşilerle ve imza günleriyle kitapseverlerle buluşacak.

13 Ağustos 2018 / Pazartesi

20:00 Açılış konuşmaları
Kemal Kılıçdaroğlu (CHP Genel Başkanı )
Kamil Saka (Edremit Belediye Başkanı)
Mehmet Siyam Kesimoğlu (Kırklareli Belediye Başkanı)
Öner Yağcı (Yazar)
Necdet Saraç (Fuar organizasyonu adına konuşma)
Nevzat Kalender (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Solisti)

21:30 Sabahattin Ali Yılı
Filiz Ali (Yazar)
Enver Aysever (Gazeteci, Yazar)
Sevengül Sönmez (Yazar)

18:00 – 24:00 İmzalar
Ahmet Özdikmanlı, Ahmet Seyrek, Ali Avcu, Ali Yıldırım, Arzu Ayçiçek, Asena Yalınız, Ayla İzgi, Aynur Delibaş, Belgin Hancıoğlu, Cumhur Kula, Enver Aysever, Fazıl Sayın, Filiz Ali, Gürkan Hacır, Öner Yağcı, Sevengül Sönmez, Ümran Öztürk, Tayfun Hakan Kağan, Zeki Kaymakçı

14 Ağustos 2018 / Salı

19:30 Yerel yönetimler ve Sosyal Demokrasi
Recep Gürkan (Edirne Belediye Başkanı)
Hüseyin Mutlu Akpınar (Karşıyaka Belediye Başkanı)
Seyit Torun (CHP Genel Başkanı Yardımcısı)

20:30 Cemaatin iflası
Hanefi Avcı (Eski Emniyet Müdürü ve Yazar)

21:30 Bambaşka Bakışlar
Kahraman Tazeoğlu (Yazar)

22:30 Türkiye’de alternatif medya mümkün mü?
Ayşenur Aslan (Gazeteci, Yazar)
Orhan Bursalı (Gazeteci, Yazar)
Semra Topçu (Gazeteci, Yazar)
Şaban Sevinç (Gazeteci, Yazar)
Uğur Dündar (Gazeteci, Yazar)
Tuba Emlek (Gazeteci, Yazar)

-18:00 – 24:00 İmzalar
Arda Erel, Ayfer Tüzün, Ayşenur Aslan, Baki Yılmaz, Belgin Elburz Sarcan, Birsen Temir Saraç, Burhan Gümüş, Bülent Güldal, Cebrail Sürü, Cemal Çağlı, Celal İlhan, 
Çağdaş Bozkurt, Cihangir Akşit, Çiğdem Keskinbıçak, Deniz Doğan Soydan, Dursun Begel, Erdal Emre, Hanefi Avcı, Hüseyin Mutlu Akpınar, Kahraman Tazeoğlu, Orhan Bursalı, Semra Topçu, Şaban Sevinç, Şahin Çınar, Uğur Dündar, Tuba Emlek

15 Ağustos 2018 / Çarşamba

19:30 Yerel yönetimler ve kent kültürü
Gürsel Tekin (İstanbul Milletvekili)

20:30 Medya ve özgürlükler
Barış Yarkadaş (Eski Milletvekili, Gazeteci, Yazar)
Cüneyt Akman (Gazeteci, Yazar)

21:30 Kitap, sinema ve mizah
İlyas Salman (Sanatçı, yazar)

22:30 Yerel yönetimler ve alternatif belediyecilik
Mehmet Fatih Maçoğlu (Ovacık Belediye Başkanı)

18:00 – 24:00 İmzalar
Arif Afacan, Barış Yarkadaş, Cemil Yavuz, Cüneyt Akman, Engin Alma, Ergün Poyraz, Ezgi Demir, Ezgi Kaplan, Gürsel Tekin, Hakkı Gümüştaş, Halil Gökhan, Hikmet Haşlak, 
Hüseyin Mutlu Akpınar, İlyas Salman, İsmet Orhan, Leyla Civil, Mustafa Süs, Nedim İnce, Yasemin Eğinoğlu

16 Ağustos 2018 / Perşembe

19:30 Yerel yönetimler ve kooperatifler
Aziz Kocaoğlu (İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı)

20:30 Türkiye sağının düşünce haritası
Tarık Çelenk (Yazar)
Doç. Barış Doster (Yazar, Akademisyen)

21:30 Atom Altı Parçacıktan İnsana Evrim
Prof. Ali Demirsoy (Yazar ve akademisyen)

23:00 Medya, kitap ve özgürlükler
İrfan Değirmenci (Gazeteci)

18:00 – 24:00 İmzalar
Ali Demirsoy, Barbaros Şansal, Barış Doster, Ergün Poyraz, Erkan Zeytun, Gürkan Hacır, Halime Nur Yıldırım, Harun Kuçcu, Hasan Aydın, Hüseyin Balkancı, 
İrfan Değirmenci, Kubilay Mehmet Gül, Mehmet Özgür Ersal, Melek Şahinkayış, Melis Olçum, Murat Şehirli, Musa Ağacık, Musa Dinç, Mustafa Hoş, Nuriye Yiğiter, Tarık Çelenk


17 Ağustos 2018 / Cuma

19:30 Edebiyatın seyri
Hasan Ali Toptaş (Yazar)
Öner Yağcı (Yazar)

20:30 Başka bir yerel yönetim mümkün mü?
Murat Karayalçın (Eski Başbakan Yardımcısı)
Yılmaz Büyükerşen (Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı)

21:30 Cumhuriyet ve moda
Barbaros Şansal (Terzi yamağı ve yazar)

22:30 Türkiye, darbeler, demokrasi ve özgürlük
Naim Babüroğlu (Emekli General ve Yazar)
Saygı Öztürk (Gazeteci, Yazar)
Necdet Saraç (Gazeteci, Yazar)

18:00 – 24:00 İmzalar
Barbaros Şansal, Emine Deniz, Ferit Berk, Hasan Ali Toptaş, Prof. İbrahim Kaboğlu, Kahraman Tazeoğlu, Muammer Baydere, Naim Babüroğlu, Necdet Saraç, Nihan Ertem, 
Onur Özgür Sungur, Öner Yağcı, Ömer Cahit Yıldız, Özgür Erdem, Özlem Güzel Harcan, Özlem Kavukçu, Renan Özdemir, Sabahattin Şerif Mete, Saygı Öztürk, Selda Genç, Sinan Yağmur, Zehra Birsen Yamak


18 Ağustos 2018 / Cumartesi

19:00 Körfez, zeytin, siyaset ve kent kültürü
Ahmet Akın (Balıkesir Milletvekili)
Ensar Aytekin (Balıkesir Milletvekili)
Fikret Şahin (Balıkesir Milletvekili)

20:00 Demokrasiden dönüş var mı?
Ahmet Yavuz (Emekli general, Yazar)
Zübeyr Kındıra (Emekli Emniyet Müdürü ve Yazar)
Umut Oran (Sosyalist Enternasyonal Eski Başkan Yardımcısı)

21:00 Bir devletin çöküşü
Fikri Sağlar (Eski Kültür Bakanı ve mileltvekili)
Merdan Yanardağ (Gazeteci, Yazar)

22:00 Kitap ve tarih
Prof. İlber Ortaylı (Yazar ve akademisyen)

23:00 Cumhuriyet ve laiklik
Mine Kırıkkanat (Yazar, Gazeteci)
Mustafa Balbay (Eski Milletvekili, Gazeteci, Yazar)
Ümit Zileli (Gazeteci, Yazar)

18:00 – 24:00 İmzalar
Ahmet Yavuz, Aslı Engin, Aydın Zafer Bulut, Beyhan Gürtuna, Cavit Kırcı, Fikri Sağlar, Hakan Atalay, Halil Şahan, Hasan Ali Toptaş, Hikmet Hışlak, Prof. İlber Ortaylı,
Merdan Yanardağ, Mine Kırıkkanat, Mustafa Balbay, Semra Topal, Serkan Uçar, Sinan Yağmur, Şenol Çarık, Ümit Zileli, Tayfun Kaan Hakan, Vedat Yazıcı, 
Yasemin Eğinlioğlu,Yusuf Fidan, Yüksel Yaman, Zeki Saruhan, Zübeyr Kındıra,


19 Ağustos 2018 / Pazar

19:00 Demokrasi ve seçimler
Yaşar Tüzün (Bilecik Milletvekili)
Tanju Özcan (Bolu Milletvekili)

20:00 Yerel yönetimlerde “topuklu efe” etkisi
Özlem Çerçioğlu (Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı)

20:30 Cumhuriyet Tarihi Yalanları
Sinan Meydan (Yazar)

21:30 Türkiye nereye gidiyor?
Alper Taş (ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi)

22:30 Tarihimizde siyasi cinayetliler ve faili meçhuller
Gürkan Hacır (Gazeteci, Yazar)
İsmail Saymaz (Gazeteci, Yazar)

23:30 Kapanış töreni

18:00 – 24:00 İmzalar
Ali Uygun, Erol Duygun, Hakan Atalay, Gürkan Hacır, İsmail Saymaz, Melek Şahinkayış, Sinan Meydan, Ömer Lütfü Bakan, Şenol Çarık, Timur Devletov

 

Devamını gör
Yusuf Ziya ORTAÇ Kimdir?
  • 7.8.2018 10:48:08
  • 0 Yorum
  • 169

XX.yy. şair ve yazarlarından. 1895´te İstanbul´da doğdu. Vefa İdadisi´ni bitirdi. Darülfünun´da bir ehliyet imtihanından sonra İzmit Sultanisi´nde edebiyat öğretmenliğine başladı ve bu görevini yabancı okullarda sürdürdü. Ordu milletvekilliğinden sonra sahibi olduğu Akbaba dergisini yönetti. Hecenin beş şairinden biri olarak edebiyat tarihine geçti.

Şiire aruzla başladı. Ziya Gökalp'in etkisiyle hece ölçüsünü benimsedi, bu türün başarılı örneklerini verdi. "Hecenin Beş Şairi"nden biri olarak ünlendi. Şiirleri Türk Yurdu, Servet-i Fünun ve Büyük Mecmua'da yayınlandı. Akbaba dergisinde akıcı bir dille, rahat okunur bir tarzda yazdığı fıkralarında siyasal mizahın özgün örneklerini verdi.

ESERLERİ

Roman: Kürkçü Dükkanı, Şeker Osman, Göç, Üç Katlı Ev

Şiir: Akından Akına, Cenk Ufukları, Aşıklar Yolu, Yanardağ, Bir Servi Gölgesi, Kuş Cıvıltıları (Çocuk şiirleri), Bir Rüzgar Geçti (Binnaz oyunuyla) 

Oyun: Binnaz, Name, Nikahta Keramet

Mizah: Şen Kitap, Beşik, Ocak, Sarı Çizmeli Mehmed Ağa, Gün Doğmadan

Gezi-Anı-Biyografi: İsmet İnönü, Göz Ucuyla Avrupa, Portreler, Bizim Yokuş

Devamını gör
Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivalleri Başladı!
  • 7.8.2018 10:45:57
  • 0 Yorum
  • 163

Kadıköy Belediyesi Tiyatro Festivali başladı. İki hafta sürecek festivalde, seyircinin beğenisini kazanmış 14 oyun ücretsiz sahnelenecek ve yoğun ilgi nedeniyle davetiyeli olarak izlenecek. Oyun davetiyeleri, her oyunun etkinlik günü 13:00-18:00 saatleri arasında, Kadıköy Belediyesi’nin Caddebostan Kültür Merkezi, Kozyatağı  Kültür Merkezi, Süreyya Operası ve Halis Kurtça Çocuk Kültür Merkezi gişelerinden alınabilecek.

Bu yıl 16’ncısı düzenlenen, 2 Ağustos’ta Selamiçeşme Özgürlük Parkı Amfi Tiyatro’da başlayan festival 15 Ağustos’ta sona erecek. Festivalde 14 gün boyunca yoğun ilgi  gören oyunlar saat 21:00’de seyirciyle buluşacak. Tiyatro Festivali’nin açılışı, Genco Erkal’ın 50’inci Sanat Yılı kapsamında yönetip oynadığı “Bir Delinin Hatıra Defteri” oyunu ile yapıldı. 15 Ağustos’ta Taşra Kabare’nin “Düşperest” oyunuyla sona erecek festivalde klasiklerden yeni oyunlara büyük beğeni alan 14 oyun tiyatro seyircisi ile buluşacak.

Festival Programı:

07 Ağustos 2018 Salı “Hüzzam” Prinkipo Sanat (7+)

08 Ağustos 2018 Çarşamba “Aşk Dersleri” Kollektif Sahne (14+)

09 Ağustos 2018 Perşembe “Mutluyduk Belki Bugüne Kadar” Two Two Yapım (18+)

10 Ağustos 2018 Cuma “Bunu Ben de Yaparım” Dot Sahne (14+)

11 Ağustos 2018 Cumartesi “Hamlet” Moda Sahnesi (12+)

12 Ağustos 2018 Pazar “Hayvan Çiftliği” Kumbaracı 50 (13+)

13 Ağustos 2018 Pazartesi “Ev’vel Zaman”Yapım: Gülce Uğurlu. 2016 Tiyatro Festivali Ortak Yapımı (11+)

14 Ağustos 2018 Salı “Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit” Tiyatro Hemhal (12+)

15 Ağustos 2018 Çarşamba “Düşperest” Taşra Kabare (15+)

Devamını gör
Michael Moorcock - 'Modern Zamanlar 2.0'
  • 6.8.2018 11:48:01
  • 0 Yorum
  • 183

Nebula ödüllü bilimkurgu yazarı, editör ve müzisyen Michael Moorcock’un kahramanı Jerry Cornellius çoğulevrende çalkantılı bir serüvene çıkıyor. 1960’ların Londra’sında başlayan yolculuğunda Jerry, New Orleans, Guantanamo, California gibi duraklara uğrarken modern dünyanın belli başlı siyasi karakterleri ile olaylarını da es geçmiyor. Sünni – Şii çekişmesi, Ebu Garib cezaevindeki insanlık dışı uygulamalar gibi tartışma yaratan birçok konu Moorcock’un radarından kaçmamış.

Rüya nöbetleri gibi art arda gelen kısa bölümleri ile elden düşmeden okunabilecek bir maceranın ardından Moorcock’un bakış açısından Londra’nın 1940’lardan 1990’lara  dek geçirdiği değişim tüm çıplaklığıyla aktarılıyor. Son olarak da seri editörü Terry Bisson’un usta yazar Moorcock ile gerçekleştirdiği bilimkurgu, çoğulevren, yazarlık, okunabilecek kitaplar ve müzik gibi birçok konuya değinen samimi bir röportaj yer alıyor

Michael Moorcock Kimdir?

Londra’da doğmuş ve Mars’ta yetişmiş (kendisinin iddia ettiği gibi) olan Michael Moorcock muhtemelen modern bilimkurguda tek başına en önemli şahsiyet olup Britanya  İmparatorluk Nişanı alma ihtimali en düşük kişidir. Yetmişin üzerinde romanın, sayısız hikâyenin, deneme yazısının, rock şarkısının, çizgi romanın yazarı ve nefis uzun soluklu yazılar ile tehlikeli lafların sahibi olarak, kendisi Teksas’ın kırsal bölgesi ile Fransa’nın Paris kentinde yaşamaktadır. Ve tabii Legend’da.

Devamını gör
Hiç Eskimeyen Fıkralarımız..!
  • 6.8.2018 11:45:27
  • 0 Yorum
  • 171

Edebiyatımızda ve halk arasında fıkraların ayrı bir yeri vardır. Bazen öğütler ve olaylar kelimelere sığdırılamaz. Bir fıkra, bir mesele ile olaylar aydınlığa kavuşturulur. Büyüklerimizin dillerinden bizim kulaklarımıza, bizim dillerimizden de bizden sonraki nesillerin kulaklarına aşina olacak olan bu fıkralar, Edebiyatımızda ve ağızlarımızda her zaman yer bulacaktır. Fıkralar genel olarak gazetede ayınlar günlük yayınlardır. Sizler için birkaç fıkra derledik keyifli fıkralaşmalar dileriz:

Hava

Abraham Lincoln, tavsiye mektubu ile iş istemeye gelenlere çok kızarmış. Bir gün bu insanlardan bahsederken ava çıkmadan önce havanın nasıl olacağını öğrenmek isteyen bir kraldan bahsederek: 
"Kral, saray nazırına hava nasıl olacak diye sormuş. Nasıl iyi olacağını söyleyince de av partisini hazırlayıp yola çıkmışlar ve yolda, eşeği üzerinde köyüne doğru gitmekte olan bir köylüyle karşılaşmışlar. Köylü, krala dikkatli olun yağmur yağacak demiş. Ve nitekim çok geçmeden bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan kral ve  maiyetindekiler sırılsıklam olarak saraya dönmüşler. Kral hemen saray nazırını azledip, köylüyü huzuruna getirtip sormuş: 
-"Yağmur yağacağını nereden biliyordun?" 
-"Ben bilmiyordum haşmetlim. Eşeğim biliyordu. Çünkü eşeğim yağmurdan önce kulağını daima yere kor. 
Kral köylüyü gönderip, eşeği saray nazırı yapmış. 
Lincoln sözünü tamamlamış: Ama kralın en büyük hatası da bu oldu. Çünkü o zamandan beri her eşek iş istiyor.

Doğru Söz

Bernard Shaw, sözünü esirgeyen bir insan değildir. Fikrini dobra söylemesi ile meşhur olmuştur. Teşrifattan, merasimden hoşlanmamakla beraber bir gün nasıl olmuşsa bir dostunun davetini kabul ederek bir ziyafete gitmişti. Yanında bir hatun oturuyordu. Kadın bir aralık Bernard Shaw´a dönerek kırıttı: 
-"Kaç yaşında olduğumu tahmin edersiniz üstat?" 
-"Vallahi bilmem ki dişinize bakılırsa 18 diyeceğim geliyor. Sarı sarı buklelerinize bakıyorum... Eh 19 vardır diyorum. Hal ve tavrınıza göre yaşınızı tayin etmek gerekirse 14 demek lazım." 
-"Eh üstat ne kadar naziksiniz. Ama yaşımı kati olarak söylemediniz." 
-"Canım toplayıverin işte:18,19,14 daha ne eder?"

Ceza

Öğretmenden ceza alan küçük yaramaz olayı annesine anlatıyordu: 
-Arkadaşım, öğretmene bir oyun oynamak istedi. Cezayı ben aldım. 
-Nasıl oldu bu iş? 
-Arkadaşım öğretmenin sandalyesine raptiye koydu. 
-Sen bir şey yapmadın mı? 
-Yapmaz olur muyum? Raptiye batmasın diye öğretmen otururken sandalyesini çektim
.

Aramız Bozuk

Bektaşi bir köyden geçerken bakmış, herkes bir tepeye çıkmış bağırıp çağırıyor ,"Ne oluyor "diye sormuş, meğer yağmur duasına çıkmışlar. 
Bektaşi "Durun" yahu demiş : 
"Duaya filan gerek yok." 
Gömleğini çıkarmış, ıslatmış, çalının üzerine kurusun diye asmış, biraz sonra hava bozmuş, gök gürlemiş, yağmur yağmaya başlamış. 
Köylüler ,Bektaşi´ye koşmuşlar: 
"Evliya mısın be mübarek "demişler. 
Bektaşi gülmüş: 
"Ne evliyası yahu ,aramız bozuk, hiç benim gömleğimi kurutur mu"


Temel Söyler

Eve geldiğinde karısı Fadime'yi iki gözü iki çeşme ağlarken bulan temel:
—Ne oldu Fadime, neden ağlıyorsun?
—Bugün falcı kadına gittim. 50 milyon verip falıma baktırdım ve senin artık beni hiç sevmediğini öğrendim.
—Ne gerek vardı be Fadime!
—Bana gelseydin bunu bedavaya söylerdim.


Deli Deli Aktığın İçin

Sıcak bir yaz günü, Nasreddin Hoca yolculuğa çıkmış. Yol kenarındaki hayrat çeşmeden su içip, elini yüzünü yıkayıp biraz serinlemek ve Abdest tazelemek istemiş. Bakmış ki çeşmenin borusuna bir odun parçası tıkalı. Odun ıslanıp şiştiğinden yerinden kolay çıkmıyor. Hoca epeyce uğraşmış, tıkaçı kuvvetle çekerek çıkarmış. Kenara çekilmesine fırsat kalmadan, tazyikli bir şekilde borudan fışkıran su elbiselerini ıslatmış. Hoca çeşmeye şöyle bir bakarak söylenmiş;
– “Anlaşıldı, anlaşıldııı! O kazığı böyle deli dolu aktığın için ağzına tıkamışlar!”


Kızına Hoca Bulacağına

Bir gün Nasreddin Hoca’ya komşu kadınlardan biri,
– “Hoca efendi” demiş, “bizim deli kıza muska mı yazarsın, nefes mi edersin, ne yapacaksan yapsan da biraz akıllansa… Hiç sözümü dinlemiyor, densizlik edip duruyor.”

– “Hanım” demiş, Hoca: “Sen kızına hoca bulacağına koca bul. Bak o zaman nasıl mum gibi olur!”

Devamını gör
ŞOTA RUSTAVELİ Kimdir?
  • 3.8.2018 11:01:11
  • 0 Yorum
  • 200

Gürcü edebiyatının destansı başyapıtı Vephistkaosani (Kaplan Postlu Kahraman) adlı yapıtın yazarıdır. Bu ünlü şairin yaşamına ilişkin fazla ligi yoktur. 1172 yılında  Gürcistan'da doğduğu, 1216 yılında Kudüs'te öldüğü bilinmektedir. Rustaveli´nin yaşamı tıpkı Homeros´un yaşamı gibi efsanelerin sisleri içinde kaybolmuştur. 

Şota Rustaveli´nin ünü, ölümünden yüzyıllar sonra yayılmış olmasına karşın, şair çok derinlere kök salmış ve yapıtının çevresinde eşsiz bir sevgi çemberi oluşmuştur.  Rustaveli ölümünden üç yüz yıl sonra Gürcüstan´ın tüm şairlerinin rehberi olmuş, Kaplan Postlu Şövalye adlı yapıtı bütün şiirleri besleyen bir kaynak niteliği kazanmıştır. Rustaveli daha sonraki yüzyıllarda ülkesinin edebiyat dünyasını çok derinden etkilemiştir. 

Şota Rustaveli büyük bir olasılıkla Gürcü krallığının ve kültürünün en görkemli çağını yaşadığı 12. yüzyıl sonlarıyla 13. yüzyıl başları arasında yaşadı. Gürcüstan´ın eski Rustavi kentinde doğdu. Bundan dolayı Rustavi’den olan anlamında Rustaveli olarak adlandırıldı. Eğitim ve öğrenimini Atoni´de tamamladı, neredeyse bütün Asya´yı dolaştı ve Kraliçe Tamar´a çılgınca âşık oldu. Şair daha sonra büyük olasılıkla aşkına karşılık bulamaması nedeniyle keşiş olup Kudüs´teki Gürcü manastırına yerleşti ve orada öldü.

Eserleri

Vephistkaosani (Kaplan Postlu Kahraman)

Devamını gör
“Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri” Hikmet HÜKÜMENOĞLU
  • 3.8.2018 10:59:22
  • 0 Yorum
  • 175

“Pasta kutusundan çıkan satırları okumak kadınlar için bir mutluluktu. “Bunları yazarken beni düşündü,” diyorlardı içlerinden (öyle olmadığını herkes bilse de) ve değersiz varlıklarına bir değer biçildiğine inanıp mutlu oluyorlardı. Belki de ilk kez var olduklarını hissediyorlardı. Bunu anlamayacak kadar aptal değildim.”

Siparişle pasta yapan ve her birinin içine kişiye özel aşk metinleri koyan ama aşka inanmayan Faik Bey, kullandığı Mercedes’e âşık şoför, kırsalda saklanan babası hakkında atlılara ipucu vermemeye çalışan ufak çocuk, iki oğluna arı izleme projesi veren çapkın baba, eski kocasını bir sabah bir kafede, yanında yeni sevgilisiyle görüp işe geç kalan kadın, yabancı bir kadın gazeteciyi sınır kentindeki bombalanmış otel odasında alıkoyan adam…

Hikmet Hükümenoğlu, onu romanlarıyla tanıyan okurunun karşısına bir öykü kitabıyla çıkıyor – Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri. Tuhaf, patolojik, alışılmadık aşk  hikâyelerinin yanında bildik durumları da ustalıkla, incelikli bir mizahla, merak duygusunu hep canlı tutarak anlatıyor. İnanıp inanmamak okura kalmış.

HİKMET HÜKÜMENOĞLU, 1971’de İstanbul’da doğdu. Kar Kuyusu (2005) Küçük Yalanlar Kitabı (2007), 47 Numaralı Kamara (2010) ve 04:00 (2012) isimli romanları yayımlandı. Körburun’la 2017 yılında Attilla İlhan Roman Ödülü’nü kazandı.

Devamını gör
Ahmed Arif - Cemal Süreya Mektuplaşamsından Birkaç Alıntı
  • 2.8.2018 12:05:02
  • 0 Yorum
  • 184

Ahmed Arif’in Cemal Süreya’ya serzenişlerinin, kızgınlıklarının, kırgınlıklarının ötesinde dostluğu, arkadaşlığı, “soyunun sopunun kadasını alsın şu ağabeyin” diyecek kadar ileridir. Ahmed Arif’in “soylu bir şairsin” dediği Cemal Süreya’ya, düşkünlüğü bu mektuplarda gün yüzüne çıkarken yaşadığı sıkıntıları, acıları, sevinçleri, halkına karşı olan sorumluluğunu da yine bu mektuplarda göreceksiniz.

1-) “Bunca acı, bunca zulüm, bunca yoksunluktan sonra, öncelik ve titizlikle gözeteceğim tek şey, ölürken de namuslu ve temiz kalmaktır. Bunu da bana çok görme  Cemal’im…”

2-) “Benim hakkımda namuslu ve mert bir kimsenin, inancı, eğilimi ne olursa olsun, dürüst bir kimsenin çirkin ve haksız beyanlarda bulunmasına, dedikodu yaratmasına imkân yoktur. Namuslu ve mert olmayanlar ise ancak yedikleri bokta kalırlar ve ne dedikleri beni hiç ırgalamaz.”

3-) “Ve bundan böyle “Dört yanın puşt zulası’’ iken daha usta, daha güvenli, daha yiğit olursun. Biz zaten puştluklara, kahpeliklere göğüs germekte usta bir halkın çocuklarıyız.”

4-) “Mektubumda değil küskünlük, öfke, kırgınlık bile yoktu. İstersen bir daha oku. Ancak senin “alınganlık’’ dediğin bazan bir onur savunması bazan da mertlik buyruğu olur. Böyle olunca da haklı daha doğrusu “gerekli’’ bir tavır halini alır.”

5-) “Malum ben öyle derin aydın değilim. İlkelim! Ama asla onursuzluğa yönelmeyecek, halkını ve hele misyonunu asla unutmayacak bir ilkel! …”

6-) “Şehveti iki yaşında tattım. O zamandan beri şehvetin hep doruğuna çıkarım. …Beş altı yaşında iken bazı türküler daha doğrusu türkülerde bazı mısralar beni 
sarhoş edecek kadar sardı.
“Bacısı güzele kardaş olaydım”
“Çayın öte yüzünde – ceylan oynar düzünde”
“Ben seni gizli sevdim. Bilmedim alem duyar!”

Devamını gör
Kudüs'e Sevdamız Bir Başkadır.!
  • 2.8.2018 12:01:56
  • 0 Yorum
  • 175

Dünya üzerinde nadide köşelerden bir köşedir Kudüs. İnsanlık tarihi kadar eskilere giden bir geçmişi olan Kudüs’ün önemi hakkında farklılıklar olsa da hiç değişmemiş  ve Kudüs her vakit dünyanın gözbebeği şehirlerden biri olmuştur. Edebiyat dünyamız da Kudüs’e karşı hiçbir zaman duyarsız kalmamış, çağrışımları farklı olsa da Kudüs hep var olmuştur. Peygamber Efendimiz’den sonraki zamanlarda ortaya konan edebi eserlerde sevgi, hoşgörü merkezi, ilk kıble, peygamberler diyarı, miraca adım atılan kutsal belde olarak karşılık bulmuş Kudüs. İsrail’in Batı tarafından kollanmaya başlaması ile birlikte Filistin topraklarındaki yayılma politikasına hız vermiş, daha sonra da her gün şahit olduğumuz acılar ara verilmeksizin dünyanın gözü önünde yaşanmaya devam etmiş ve Kudüs’ün adı artık acı ve zulüm ile anılmaya başlanmıştır.

Adem Turan UHİM (Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi) tarafından desteklenen bir çalışma ile şair ve yazarların Kudüs için yazdıkları şiir ve yazıları bir araya 
getirdi. Benim Adım Kudüs adlı çalışmada Mehmet Akif İnan dışındaki bütün şair ve yazarlar hayatta. Yani seçki güncel eserleri sunuyor bize.

Mescid-i Aksa şairi dediğimizde aklımıza gelen ilk şair M. Akif İnan. Kitap, İnan’ın Mescid-i Aksa şiiri ile başlıyor.

Mescid-i Aksa’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu

Adem Turan

ben Kudüs
bana çok kapıdan girilir
bir de aşk kapısından
o kapı kalp kapısı
o kapı gök kapısı
Mescid-i Aksa
ilk ve son durak
bende yükseldi Burak
bende yükseldi Aşk
göklerin Kutlu Seyyahı


Arif Ay

Yetmiş iki yerinden vuruyorlar
Düşmüyorsun
Yetmiş iki gül birden açıyor gül bedeninde
Yetmiş iki yürek patlıyor korkusundan
Nasıl da gözlerin Kerbelâ oluyor birden
Yüreğin nasıl da Filistin’e benziyor
Nasıl da…

Rıdvan Canım

Ahir zaman hikâyelerine muhaliftir Kudüs
İçinde müştak, peygamber çiçekli ve metruk
Dicle’nin ve Fırat’ın iştahlı sularıyla yıkanarak büyüyen 
Bağdat’ın, imamı Azamın ve Kerbela’nın haykırışıyla
Lambaların söndüğü, aynaların kırıldığı, ayın yere düştüğü
Zamanlara ait iklimlerde, Kleopetra’nın azgınlığıyla
Bu benim aşkımdır diyerek yanıp kül olsa da faydasızdır


Recep Garip

Çocuk gözüyle Kudüs
Ateş çemberinde gül
Camdan sığınaklarda
Darası alınmış kül

İbrahim Eryiğit

kudüs ışığı, Kudüs güneşi
yeşil yeşil büyürken
içimde korku dolu bulutlar
yarın kudüs’ten doğacak
aksa’nın kubbesinden havalandığında yeni bir kuş

Şakir Kurtulmuş

Aksa’nın pervazlarına tünemiş güvercinler
buğdaylar serpilmiş taşlı yollara
her tohum bir taş, her taş bir özgürlük
o taşları koru Allah’ım

Mehmet S. Fidancı

Her coğrafyanın esmer bir teni var.
Yüzümü ağartıp kapının eşiğinde bitap bir arzu gibi ahraz
belki ama yürüdükçe çoğalan bir şeydi söz.
Gölgesine yenilmiş güneşin ayetlerini okuyorum. Cebimde kirli bir ıslık,
Cebimde zülkarneyn hikâyeleri:
Yürünecek ne çok yol var.
Yol var fesadın iğvasından nasıl çıkar harfler bu makûl madde,
Yarım yüzyıllık yol, Kudüs hâlâ var.

Ömer İdris Akdin

Sokulur meymenetsiz bir harami gibi ihanet
yine de kimselere vermez kendini sevgili kudüs
sokulur gözü dönmüş bir mermi gibi ihanet

Ali Emre

bir kahpe yürek boylar cehennemi
altmışüç üveyik de uçar asumana
ellerinde peygambere şikâyet dilekçeleri

Nevzat Akyar

Çok oldu unutula zeytinin tadını
Ama zeytinin kokusunu unutmadım

Tarifsiz kederler içinde yaşamak
Böyle bir şeydir Filistin’de
Ölmek yitip gitmek hükümsüz
Bir kayıp ilanı gibi hayattan
Kaldırarak bütün taşları yerinden
Bir kılıç darbesi indirerek hayata
Hiç almayacağı o son dersi vermek

Özcan Ünlü

kutsal bir ilahi gibi
yalnızlığını içiyor şehir
ebabil kuşlarının şöleni göklerde
tetik ağır bu akşam yaşamak
kıyametin dansı eprirken gövdeler
kanar körfez
bitimsiz feryat

Ercan Ata

Bunlar Tanrı’nın bile düşmanları yavrum!
Sapına kadar Allahsız, sapına kadar bedbaht
Kendi küçük dünyalarının büyük zalimleri
Tanımamışlar; hep uzak yaşamışlar sevgiden
Sanma ki, yalnız seni sevmezler yavrum!
Bunlar kendi çocuklarını da sevmezler;
Her gece başını koyup yastığa, ağlarlar
Kendilerini sevmeye vakitleri yok yavrum!

Ünsal Ünlü

yanık kokusu var sözlerinde
söylenip tükendiğinde
bir avuç kül birikmekte
mecnun ağacının dibinde

Tunay Özer

Ezgiler, marşlar, bayraklar…
Her gün yeniden taze bir tel’in
Kırk yamalı bohça gibi dilimiz
Dilimiz, diline rehin verilmiş akrebin

Nadir Aşçı

Canımı aldım taş eyledim kapına
Zalimin kurşunu bana değsin Ey Aksa
İnanmış çocukların kundağında
Gerili bir ok gibi semaya salınıyor.

Yunus Emre Altuntaş

Düşen bir taşı sağıma kardeş yapıyorlar
Bu şehir elden ve gözden sakınarak uykuya
Dalan çocukların tırnaklarını yemenin masumluğuyla
Gölgeler içinden geçip kalbine ırmaklar çiziyor

Mehmet Tepe

Toza toprağa bulanmadan ne güzel savaştım
ne güzel öldürdüm düşmanımı kana cana bulaşmadan
anne bak ben mücahit oldum klavyeden kalkanım
sözüm kılıç olmuş anne bak bin beğeni aldım

Cahid Efgan Akgül

ey bilânihâye kanla irkilen toprak
burada başlamamış mıydı İsra, o kutlu gece?
sokakların ak mezar taşların yalnızlığı

 

Devamını gör
Edebiyatımızdan Bir Fabl Örneği
  • 1.8.2018 11:46:33
  • 0 Yorum
  • 199

ŞAHİN ile HOROZ

Şahin, tatlı bir daire çizerek süzüldü, yüzyıllık çınar ağacının dalına kondu. Gerçi kendisini hafif hafif esen rüzgarın kollarına bırakmıştı ama; yine de yorulmuştu inerken. Bir süre konduğu dalda soluklandı, üzerindeki tozları silkeledi ve "Biraz kestireyim." diyerek iyice yayıldı.
Tam bu sırada bir ses duydu. Horozun biri bağırtıyla kaçıyordu. Çınarın altına geldiğinde soluk soluğa kalmıştı. Dönüp arkasına baktı, kimsenin gelmediğini görünce  rahatladı.
Horozun kaçışını izlemiş olan şahin:
-Hah hah hah hah, diye gülmüştü. 
Horoz, "O da kim?" diye çevresine bakınırken, şahin yukarıdan seslendi:
- Benim, dostum, ben, şahin, başını yukarı kaldır. 
Horoz, sesin geldiği yöne kaldırdı başını, şahini gördü.
Şahin hâlâ gülüyordu: 
- Ne oldu, kimden kaçıyordun öyle? 
- Tabii gülersin, dedi horoz, sana göre bir şey yok. 
- Kim kovalıyordu seni?
Horoz: 
- Sahibim, dedi, kim olacak, ilerideki çiftlikte yaşıyorum. 
- Size şaşıyorum, dedi şahin, sahipleriniz, henüz yumurtadan yeni çıkmış bir yavruyken özenle besleyip büyütüyorlar, sizler için güzel evcikler yapıyorlar, kümeslerde 
bir eliniz darıda bir eliniz arpada yaşayıp gidiyorsunuz, yine de size yaranamıyorlar… Yahu, kendisine bu kadar yararı dokunan insanlardan kaçılır mı? 
Horoz, şahinin küçümseyici sözlerini dinledikten sonra: 
- Sen, dedi, bir şahini tavada kızarırken veya şişe geçmiş közde pişerken gördün mü hiç? 
- Yook, dedi şahin laubali bir tutumla, ne olacak? 
- Ben, dedi horoz; çok horozlar, tavuklar gördüm sahibim pişirirken, ona nasıl güvenebilirim?

Devamını gör
Fransız Laurent Genefort'dan 'LUM'EN'
  • 1.8.2018 11:40:01
  • 0 Yorum
  • 158

Fransa’da bilimkurgu türünün en önemli temsilcilerinden Laurent Genefort, insanın sınır tanımayan keşif duygusunun yol açabileceklerine dair çarpıcı bir hikâye anlatıyor. Fransa’nın önde gelen bilimkurgu edebiyatı ödüllerinden Prix Julia-Verlanger, Grand Prix de l’Imaginaire ve Prix Rosny Aîné’nin sahibi olan Lum’en, Fransızca aslından  çevirisiyle raflardaki yerini aldı. Kitaba ulusal çapta yaygınlık gösteren kitabevlerinden ve internet mağazalarından ulaşmak elbette mümkün.

Kitabın Kısa Özeti:

Dünya dışına açılan şirketlerin gezegenleri ele geçirip hammadde kaynağı olarak kullandıkları bir gelecek. O şirketlerden biri tarafından sömürgeleştiren Kızılküre. Ve bu sömürgede nesiller boyu süren yaşam mücadelesi. Lum’en, bu gezegene gönüllü olarak gelen, burada doğan, Kızılküre’nin krizlerine çözüm arayan ya da o krizleri bizzat ateşleyen erkek, kadın, çocuk ve gezegene özgü bir tür olan Pilaların gözünden nesillere yayılan, çok boyutlu bir roman. İnsanın atıldığı bu benzersiz deneyim, gezegene nasıl bir bedel ödetiyor? Kızılküre bu işgale nasıl bir cevap veriyor? Bu zorlu mücadelenin kazananı kim oluyor?


Lum’en, Laurent Genefort
Yayınevi: Numen Yayıncılık
Fransızcadan Çeviren: Arzu Nilay Kocasu
Yayına Hazırlayan: Berna Akkıyal
Düzelti: Ali Kuru
Mizanpaj: Mehmet Büyükturna
Kapak Tasarımı: Oğuz Mazlum
Ebat: 13,5 x 21,0 cm
Sayfa Sayısı: 283

Devamını gör