Edebiyatımızda Anne Hikayelerinden Birkaç Alıntı!

edebiyatimizda-anne-hikayelerinden-birkac-alinti
  • Şiir
  • 22.5.2018 12:33:13
  • 0 Yorum
  • 272

Anne üzerine yazılmış birbirnden farklı ve oldukça duygu yüklü şiirlemiz olduğu gibi hikayelerimiz de var bu yüzdendir ki anne hikayeleri hem acıklı bir yere sahip hem de edebiyatımızda da bir kilit taşı özelliği taşır bu açıdan baktığınız zaman bu hikayeler bizi hüzünlendirirken düşündürmüştür.Bugün sizlere edebiyatımızda değerli  bir yre sahip olan santçılarımızın anne hikayalerinden alınıtılar yapacağız.

 


1. Halide Edip Adıvar (1884 – 1964) – Ana Hisleri (Harap Mabetler), 1911
Edbiyatımızın en değerli sanatçılarından bir tanesi olan yazarımız romanlarında enel de millte ve vatan duygusunu bizlere oldukça iyi bir şekilde yansıtabilmeyi de başarmıştır.Bununşa birlikte hikayelerinde de bunlardan alıntılar yapmaktadır.Bu hikayesinde bir annenin içinde yaşamış olduğu ve biiktirdiği acıları ve bunların karmaşasını bizler yansıtmaktadır.

“Anne, anne!” dedi ve bir fısıltı derecesine indirdiği sesinde müşfik bir samimiyetle devam etti. Kardeşim için korkuyorsun değil mi? Fakat benim annem kaç senedir orada, korkma kardeşimi koynuna alır yatar, hem bilsen nasıl sarılır da insanı ısıtır. Ben koltuğun üstünde hıçkırırken, o ufak kolları boynumda “Ben artık senin çocuğun olayım olmaz mı?” dedi. Şimdi benim küçük öksüze ihtimamlarım beyhude olmadığına, yavrumun harap mezarlıklarda bir kadın şefkatine, bir kadının boş kollarına sığındığına yanık ruhum inanmak istiyor, küçük Nesrin annesine arkadaş yolladığım kardeşine mukabil kalbimi ısıtıyor ve boş kollarımı dolduruyor.”

2. Halikarnas Balıkçısı (1890 – 1973) – Yol Ver Deniz! Bir Ana Taşıyoruz (Merhaba Akdeniz), 1962
Oldukça sade anlaşılı ve özgün bir dil ile okuyuculara adeta bir anne hikayeleri klasiği yaşatıldığı  ve onun yaşatıldığı hüzünleri bir bütün halinde yansıtır.

“Fatma’yı sedyeyle gemiye taşıdılar. Kayığın ambarına koydular. Fırtınaya rağmen geminin bütün yelkenlerini açacaklardı. Çünkü kadını ölmeden yetiştirmek gerekti. Yelkenleri issa ederken yirmi gemici hep bir ağızdan “Savulun dalgalar, engine gidiyoruz… Yol ver deniz biz denizciler geliyor” şarkısını tutturdular. Tam pupa gidecekti. Ön ve arka direklerin büyük randa yelkenlilerinin birini sancak, ötekisini iskele tarafına ayı kulağı açtılar. Bu iki yelkenden başka bez namına kayığın ne kadar kanadı varsa hepsini üst üste gerdiler.”


3.Tahsin Yücel (1933 – 2016) – Dokuz Ay On Gün (Haney Yaşamalı), 1955
Bu öykülerde genelde toplumun kendi içinde yaşamış olduğu ve baş edemediği iç ve dış fikir çatışmaları ve kültürel bir eksiklik aynı zamanda da duygular yeterince hakim olamama gibi izlenimler taşımak gerekir.Bunu anne hikayeleri ile en güzel şekilde yansıtılmak istenmiştir aşağıda bu hikaye kitabiından belli bir kesit verilmiştir.keyifli okumalar dileriz.

“Hiçbir şey istememişti senden, ama herşeyini vermişti. Hep geleceğim demişti, gelmişti de. Çocuğumuz da burada doğacak ondan sonra hiç gitmeyeceğim diye fısıldamıştı kulağına. İşte bekliyordun, hesabın tamamdı, kuşkun yoktu geleceğinden. Çoktandır görünmüyordu ama ne çıkardı? Sancılar içinde de olsa gelecekti bu akşam biliyordun. Gözlerini yollara diktin, uzun uzun yollara baktın. Yanakları pembe pembe bir bebek düşündün. Adını Yılmaz koyacağım dedin. Yanakları pembe pembe bebek bütün sisleri dağıtıverdi birden, karanlıkları eritti. Şıkır şıkır bir dünya doğdu içine. Gözlerini kapadın, gülümsedin. Ama birdenbire irkiliverdin birden, arkalarda bir yerden dertli bir türkü yükselmişti.”

Sinem Özdemir

Yorum Yap

       

Yorumlar