İnsanlar 1

insanlar-1

Aşağıdaki yazımda, tesadüf mü kader mi sorgusu altında tüm hayatı ve kişiliği değişen bir kadının anlatıldığı yazımın ilk kısmını okuayacaksınız. 

Devamı gelecektir...

‘’Eğer bir insan … ’’ dedi necip, bu arada derin bir nefes alarak yineledi:

‘’Eğer bir insan 2. kadehte dalıp gidiyorsa, sevdiğinden ayrı kalmıştır…’’ ve yine derin bir nefes alıp rakısını fon dipledi. Baktım yüzüne

‘’Ne çabuk sarhoş oldun necip, yine mi muhterem mesele…’’ bir parça humus yedim.

‘’Yok be canım... Öyle zihnim bulanıyor yine şairane’’ rakıya uzandı bu arada. Bir yandan rakıyı tazeliyor bir yandan konuşuyordu.

‘’İkimizin yerine diye bir film var hani şu yeni dönem tarzı… duymadın mı yoksa?’’

‘’ Ulan sanki dünyayla iletişimim var da… bu allahın siktir ettiği yerde tek dostum köpeğim… eee n’olmuş filme?’’

‘’İzlemeden anlamazsın’’

‘’Olum böyle söylenip susulmaz söylesene’’

 

Kadehinin yudumladı. Bense kendi kadehimi tazeliyordum ki necip birden yükseldi.

‘’çok şanslısın lan’’

‘’ Ne alaka be?’’

‘’ Kafayı yedim ayağına sattın tası tarağı geldin buralara… Bir sen, bir de mojo. İnsan yok dert yok olum. Ölsen melekler bulamaz yani. Belki azrail bile lokasyonu bilmediğinden senden uzak’’

‘’ hay ecdadına sokayım. ölmemi mi isterdin? belki yeterince çile çektiğim için bitmiştir olum benim kaderle işim…

‘’diyorsun’’

kadehimi kaldırdım ‘’yav bırak onu bunu da şu gecenin güzelliğine kaldır beee… sağa eğdiğim kafam ve devrik gözlerimle bir an dişiliğimi ve masumane yanımı üzerinde kullandığımı fark ettim…

‘’peki peki… güzel gecelere ve gelecek günlere’’

Tokuşan kadeh sesiyle sıçrayan mojo masaya yaklaşmıştı.

‘’hayır mojo… burada senlik bir şey yok’’

‘’hiç korkmuyor musun?’’

‘’ olum geçen geldiğinde de sordun, yine söylüyorum korkmuyorum. Çünkü insan yok. İnsan yoksa korkacak bir şey yok. E ayısı var kurdu var falan da yok. Hayvanla durduk yere kimseye saldırmıyor.’’ mojoyu işaret ederek devam ettim ‘’aha bak bu yavruma… istese beni parçalar tam bir doberman. Ama sevginin saflığını, sadakati biliyor. Gerçek korku şehrin içinde. Her yer her şey birer ölüm makinesi. Yediğiniz yemekten, konuştuğunuz konulara kadar hepsi birer silah. Bilmeden bir katille aynı metroda bir yere seyahat edebiliyorsun. Bilmeden tecavüzlere, hak yemelere susuyorsun. Sırf gün yürüsün diye. Ben burada sobamı yakıp yarın çıkacağım yürüyüşün hesabını yapıyorum. Hiç alarm sesi yok. Araba sesi yok. Kötü haber yok. 3 sayfa cinayetleri yok’’

‘’resmen kaçtın’’

‘’aynen öyle’’

‘’korkaksın’’

‘’böyle bir yerde yaşıyorum ve korkağım öyle mi?’’

‘’ evet… şehirde yaşamaya cesaretin yok. Hem hadi diğer insanlar tamam, ya baban?’’

‘’ yaşadıklarımı bilmiyor gibi davranma!’’

‘’ hepsini biliyorum birçoğunda yanındayım ama send…

‘’evet benden daha kötü şeyler yaşayanlar da var. ama benim kaçacak bunlara son verecek fırsatım vardı ve kaçtım. İntihar ettim beceremedim biliyorsun hepsini bil..

 

Bu sırada mojo cama doğru koşup havlamaya başladı. Karşıdaki berjerin bir sağından bir solundan heyecanla camın her iki yönüne koşturarak havlıyordu.

‘’mojo...şşt mojo n’oluyor’’ ayağımı yere vurarak onu susturmaya çalışırken aynı anda mojoya doğru yönelmiştim ki penceredeki görüntü ile dona kaldım. Necip bana bakarak

‘’n’oluyor size be ana oğul deli gibi..’’

bu sırada necip de yavaşça ayağa kalkmış ve penceredeki görüntü ile dona kalmıştı.

Pencerede ağzı burnu kan ve pislik içerisinde bir kadın vardı… Üzerinde turuncu bir saten gecelik vardı lakin rengi kirden kahveye yaklaşmıştı. Sağ kaşı patlamış kanlar içinde ve göz çevresi komple şişip morarmıştı.Bedenin görünen kısımlarında morartılar, kesikler ve kanlar vardı. İki elini de cama yaslamıştı. İçeriyi görmeye çalışıyordu, ancak ışık dışında bir şey göremezdi çünkü pencerenin camları filmliydi.

Kadın gözlerinden okunan yalnızca korkuydu.

Necip kapıya koştuğunda ben de aniden ayıldım ve koştum necibin arkasından bir an duraksadım. Duvarda asılı duran tüfeğe yöneldim. İçi her zaman dolu olurdu. Yine de hızlıca kontrol edip kapıya gittim necip ile kız karşı karşıyaydılar. Dikkatlice etrafı süzmeye başladım. Haziran olsa dahi hava buralarda her gece ayaz olur. Dalların hışırtısı, böcek ve kuş sesleri birbirine girse dahi, gece sessizliği yadsınamaz bir gerçektir. Buralarda yeşil orman deseler de bana göre hep karanlık ve heybetlidir. Yaşadığım ev ise bu ormanın kuzeyinde, gölün hemen güneyinde kalan, köy yoluna bağlanan patikadan geçilerek gelinen arazide yer alır. 2 katlı 300 m2lik bu evde tam 18 ay 20 gündür yaşıyorum. Ve ilk kez 3. bir kişi bu saatte evimin önündeydi ve bu kişi ağlayarak kan revan içinde necibin kollarında bedenini boş bir bez torba gibi yere bırakıvermişti.

‘’ben...biz…’’ gözleri kapandı.

‘’Polisi ara suzan, ne bakıyorsun angut gibi hadisene!’’

‘’ta … tamam’’

 

Evde salonun en köşesinde tozlanmış kablolu telefondan 155i aradım.

Aradan neredeyse bir saat geçmesine rağmen kimseler yoktu. Kız kanepede baygın duruyordu. Necip kızın yattığı kanepenin karşısındaki ikili koltukta ellerini önden birleştirmiş kafasını öne eğmiş, öylece duruyordu. Mojo ise tedirgin bir şekilde dolanıp bir mutfağa bir kapıya yöneliyordu. Bense pencere önündeki etajerin sırt kısmına dayanarak dışarıya bakıyordum.

‘’Tüfek neden?’’

Bir anda tüfeğin hala elimde olduğunu fark ederek..’’aa evet… şey, bir çeşit tedbir’’ omuz silktim.

‘’Doğrusu da bu zaten’’

Bu sırada polis aracının ışığı evin içine yansıdı. Ambulans sesi de onu takip etti.

Bense titremeye başlamıştım. Her şey kendini tekrar ediyor gibiydi.

üzerinden 20 ay geçmiş olmasına karşın, her saniye yeniden gözümde canlanıyordu...

 

K. ŞEKEROĞLU

Yorum Yap

       

Yorumlar