2018 > Ocak yazıları

Adsız Ağaçların Gölgesinde
  • 8.1.2018 16:35:16
  • 0 Yorum
  • 187


Güneş bir kere doğunca ister istemez her şey açığa çıkar. Bu çıplak göğün altında ne masalların anlatıldığı, nelerin söylendiği, hangi sırların kulaktan kulağa fısıldandığı günle beraber gizini yitirir. Bir anlatıcı edindiğinde her olay bambaşka bir şeye evrilir. Her konu(m) anlatıcıyla biçimlenir. Drago Jancar’ın Dedalus Yayınları’ndan çıkan kitabı Adsız Ağaç, ilginç konusu, Balkan tarihine kadar uzanan yapısı ve Jancar’ın kendi yazı dünyası için özel bir kitap.

Adsız Ağaç, daldan dala atlayan, savaşın acılarını, barış sürecinin sancılarını, insan denen yaratığın duygularını, arzularını, güdülerini yansıtan bir kitap. Roman 87. bölümden başlıyor. Ardından giderek hızını arttırarak 99. bölümde başa dönüp zamanını değiştiriyor. Bundan sonra 86. bölüme doğru ilerleyip ve ardından anlatıyı sona erdiyor. Bu git-gel’lerle anlatıcı zamanı kırıyor ve dilediği gibi şekillendiriyor. Kronolojik gidişin bozulduğu görülüyor. Buna anlatının kendisinin neden olduğunu söylemek de mümkün. Zira anlatılan zamanlar göz önüne alındığında bir bütünlükten yoksun oldukları hemen farkediliyor. Savaşın insanları parçalayan dünyasının metne yansıdığı görülüyor. Bir şarapnel parçası metne değip onu darmaduman etmiş, parçalarını dört bir yana saçmış gibi âdeta. Böylelikle ortaya çıkan metnin bütünlüğü zedeleniyor ve kendi yapısı ortaya çıkıyor.

Jancar’ın dünyasında Slovenya üzerinden Balkanlar geniş bir yer tutuyor. Balkanlar’ın gerek Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden itibaren gerekse Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yaşadığı felaketlerin bir ulus üzerinden görünümü de söz konusu. Bitmek bilmeyen –sürekli kendini yineleyen- savaşlar bu coğrafyadaki tüm insanları etkiledi. Buna paralel olarak yazarın birçok tarihsel süreci romanına taşıdığı da görülüyor. Kimi sürecin genişçe ortaya konduğu kimininse kıyısından geçildiği bu kronolojide yazarın kaçındığı süreçlerin olduğu da hissediliyor. Buna belki de yazarın bir “politikacı” olmasının neden olduğunu düşünmek mümkün. Zira bu noktada otobiyografidan kaçmak mümkün gibi gözükmüyor.

Roman kendini bir kırsalda açar. Güneş doğar ve rençberler gözükür. Her şey sanki geniş bir enginliğin içinde ve huzur dolu gibidir. Ardından anlatı giderek bir noktada sabitleşmeye, bir odak aramaya başlar. Sonunda bunu bulur. Karakterle beraber hâl şekillenmeye başlar. “En son bir ağacın altında oturduğunu hatırlayan” karakter kendine gelir. Bu kendine gelişle beraber olaylar silsilesi de başlamış olur. Karakterin ormanın içinde yürümesi, dokunduğu şeylerin onda uyandırdığı his, yosun kokusu, dokunun hazzı; hepsi onun hassaslığında kendine yer bulur. Bu, bir yandan da okura karakterin nasıl bir dünyaya sahip olduğunu hissettirir. İsim sonradan oluşur.

88. bölüm sessizliğin içinde bir evin kapısında açılır. Ama çalınan kapı olmaz, vurulan bir cam sesi duyulur. “Aleksij” haykırışı bir ânda her yere dolar. Camın ardından reddediş ve o olmayış, içindense onu arayış gelir. Bu inkâr ve beklenenin kimliği, arayanın kimliği ve aranma arzusu kendi kendine bir dünya oluşturur. Romanın ilk bölümüne koşutlaşır ama bir o kadar da belirsizliği duyumsatır. Okur için kimliği belirsiz karakterler oluşur. Ardından perde açılır ve sisler dağılmaya başlar. Böylelikle roman için bir diğer anlatı katmanı hazırlanmaya başlanır. Bu evdekiler üzerinden zamana yeni bir ilave yapılır. Böylelikle yazarın kronolojik sıçramalarına elverişli zemin hazırlanmış olur.

Yazarlar anlatıları için karakter seçerken onları nereye yerleştirecekleri özenle seçer. Çünkü bu yerleşimin bir işlevi olmalıdır. Boşlukta kalan, olduğu yeri doldurmayan, okuru ikna etmeyen karakter anlatıyı zayıflatır, yazarın da elindekini kaybetmesine neden olur. Bunun için bu süreci iyi yönetmek gerekir. Adsız Ağaç boyunca bu yerleşimin önemi ortaya çıkar. Çünkü Jancar’ın ne yapmak istediği kadar nelerden kaçtığı da yer yer gözükür. Politik ve kaotik zeminlerden uzak, kendini herkesin bildiği ve hemfikir olduğu zaman ve mekâna yönlendiren bu durum ana eksende keskin bir hattı oluşturur. Aşağı yukarı romanın geçtiği zaman dilimi kendini gösterir. Zaman bazen hızlanır bazen duraksar. Bu bölümsel geçişlerde yazarın hesaplılığı gözükür. Hikâyenin uzandığı zaman da bir hayli geniştir tüm bunlarla beraber. İki binli yıllara dek genişleyen bir anlatıdır bu. Aleksij’in giderek şiddetlenen serüveninde zamanın dur durak bilmeden aktığı gözükür. Lipnik’in araştırma, tanık olma, işleme süreciyse buna paralel daha oturaklı, daha belirgindir. Yaşamın durakaldığı yerde yazma eyleminin kendisi gözükür. Koşunun yerini koşanı izleyiş alır. Tüm bunların içindeki “seks günlüğü”yse ayrı bir yere konumlanır. Anlatılanla anlatılanı okuyan arasında ilginç bağlantılar oluşur. Okur kendini ve isteklerini keşfetmeye başlar. Böylelikle onun için önlenemez bir başka açlık oluşur. Kendini buna doğru hızla iten Lipnik’in eğilimleri onu bambaşka ve hiç hesaplamadığı yerlere doğru sürükler. Bu tuhaf ve alışılagelenden bambaşka bir şekilde oluşturulan günlük her şeyi birbirine katar. Sonunda ilginç bir araştırma vakası oluşur. İçine ciddi oranda erotizm katılmış –en azından günlüğün okuyucusu için- bir polisiyeye evrilme gözükür. Nitekim bu arama, gerçeği görme arzusu, karakterleri keşfetme isteği okurda bunu uyandırır.

Romanın birinci bölümü yağmur sesleriyle açılır. 86. bölümde açan güneş gitmiş, yerini kapalı bir gök almıştır. Akıp duran bulutlar bu sayfalara yağmuru taşıyıp durur. Yapay ışıkların, fazla çıkan seslerin, gürültüsüyle huzuru yok eden boğuntuların arasında karakterler gözükmeye başlanır. Zıt bir tablo çizilir romanın başındaki hâle. Üstelik zaman da değişmiş, ortaya başka bir alan çıkarılmıştır. Anlatıcının konumunda da farklılık kendini gösterir. Sanki zaman ve bölümle beraber her şey yerini bir başkasına bırakmış gibidir. Değişim sürekli kendini hissettirir, her anlamıyla.

“Vitrindeki mankenlerin hepsinin bir rüya olduğunu ve sadece onların gülümsediğini hayal ettiğini düşünür, sadece rüyalarda hareket yoktur ve bir an bile çok uzun zaman gibi gelir.”[1] Vitrindeki bu mankenler, bu eş suratlar, aynı donuk hâller zamanı imler. Her şeyin benzeşliği aşıp aynılaştığı yerde ortaya çıkan karakterin dünyası kendini gösterir. “Gece bekçisi Mehmet’in veya iş arkadaşı Beno’nun” düşündükleri, Ljubljanica Nehri’nin çağlayan suları, yıkılan barajın kalıntıları, Marijana’nın söyledikleri; hepsi yeni ülkenin şartlarını, kimliğini, özelliklerini sergiler. Bir araya gelen tüm bu insanların sahip oldukları ortak “kader” Balkanlar’ın da ortak tarihini yazar.

Drago Jancar’ın diğer kitapları gibi Dedalus Yayınları’ndan basılan ve Sina Baydur tarafından dilimize kazandırılan romanı Adsız Ağaç, Balkanlar’ın tarihini, kimliğini, dönüşümünü bambaşka süreçler ve karakterler üzerinden anlatan, bir seks günlüğü üzerinden serüvenlerini açan, Lupnik’le Aleksij’le ve birçok karakterle bu topraklarda dolanan ilginç bir roman.

kaynak:artfuliving

Devamını gör
Kafe Dedalus Serisi, İki Büyülü Kitapla Yayına Başladı!
  • 6.1.2018 11:17:07
  • 0 Yorum
  • 170

Dedalus Kitap'ın yeni serisi Kafe Dedalus, çok kıymetli iki eserle yayın hayatına başladı. Bir tarafta Gürcü edebiyatının dipsiz kuyusu Erlom Ahvlediani, diğer taraftaysa yeniden keşfetmenin tam da zamanı olan Lewis Carroll var.

Yayın dünyasına dâhil olan çocuk kitaplarının her geçen gün arttığı, niteliğin ise giderek büyük bir soru işaretine dönüştüğü 2017’nin son günlerinde Dedalus Kitap, şahane bir seriye imza attı. Kafe Dedalus serisi gerçekten de oldukça önemli iki kitapla yayın hayatına başladı.

Serinin ilk kitabı Lewis Carroll‘ın “Alice Harikalar Diyarında”sı oldu. Belki de bu kitap, bizlere serinin ilerisi için de ışık tutuyor; gelecekte ne tarz çocuk kitaplarını okuyacağımızı işaret ediyordu. Alice’i hepimiz okumuşuzdur. Ancak yeni bir gözle düşünmenin, sizce de zamanı gelmedi mi?

Neyi kastettiğimizi kitabın yayıncısı Sedat Demir‘den dinleyelim:

    “Alice’in Kedi ile delilik hakkındaki diyaloğu düşünelim. Alice’in yerine Platon’u, Kedi’nin yerine Sokrates’i koyalım. Aralarında fark görebiliyor musunuz? Alice Nietzsche’nin uçurumlarına da bakar. Yani hikayedeki tavşan deliklerine. Aşağı düşerken bu dünyadan –algılarının değişmesi gerektiği düzeyde- uzaklaşır, algıları değişir. Nietzsche’nin kurgusunda, her zaman boşluğa düşme ihtimali vardır. Nihayetinde bizim gerçeklik olarak tasarladığımız da bir kurgu. Peki zaman? Bu çukurun içinde vakit nasıl geçer? Şimdiki, gelecek ve geçmiş zamanın üçü de şimdiki zamanın içindedir. Mesela St. Augustine’e göre. Zaman, şimdiki zaman içinde yuvalanan zihinsel bir süreçtir. Geçmiş de, gelecek de şimdiki zaman içinde ölçülü. Burada aklımıza “dünün reçeli” ya da Alice’in Alaycı Kaplumbağa’ya verdiği cevabı, artık kendisinin dünün hikayesine ait olmadığını söylediği anı. Alice okumanın faydaları çok.”

Kitabın tanıtım bülteniyse şöyle:

    Büyük yapıtların özelliklerinden birisi dünyanın tüm anlamına sımsıkı bağlı olma çabası. Alice de bu büyük yapıtlardan. Bir yönüyle, Viktoryan dönemin baskılarını ve baskıya maruz kalanların –özellikle kadınların– gündelik yaşamının örtük bir hicvini sunarken, diğer taraftan kapılarını felsefeye, algıya, anlam ve anlamsızlığa, feminizme ve birçok dünyaya açıyor. Evet, Lewis Carroll’un kaleme aldığı, artık klasikleşmiş bu “masal” Tavşan’la, Şapkacı’yla, Kupa Kızı’yla, Tırtıl’la eğlenceli, harika bir teklif.  Bu teklifi değerlendirmek ise sizin elinizde.

Melis Gözüyukarı‘nın çevirdiği, Yetkin Taşkın‘ın ise illüstrasyonlarını üstlendiği eser kolay okuma sağlayan bir boyuta da sahip.

Kafe Dedalus‘un ikinci kitabıysa “Vano ile Niko” oldu. Gürcü edebiyatının önemli isimlerinden Erlom Ahvlediani‘nin kaleme aldığı bu kitap, Gürcistan’daki üniversitelerin felsefe bölümlerinde dâhi okutulmakta.

Erlom Ahvlediani ismi ülkemiz okurlarına yabancı bir isim değil. Kendisini daha önce “Sivrisinek Şehirde” kitabıyla tanımış ve hatta şurada kısa da olsa üzerine biraz konuşmuştuk.

Kitabın tanıtım bülteni şöyle:

    “Vano  ile Niko, heyecan verici, aynı zamanda paradoksal. Anlatıda artık kapanmış kapılar için yeni bir yol, yeni bir çare.  Ben yeni Beckett’ımı buldum.”
    – Peter Handke

    Vano  ile Niko, İnsan ilişkilerinin bir kataloğu, felsefe kürsülerinde okutulan büyülü bir risale, paradoksal bir serüven, Peter Handke’nin gözdesi, içinde iki insanın yaşadığı bir fabl, ardından hemen Flaubert’in Bouverd ve Pechucet’si ile Beckett’ın Mercier ve Camier’i okunması gereken bir roman.

Vano ile Niko‘nun çevirisi Gürcü asıllı yazar ve çevirmen Parna-Beka Çilaşvili‘ye ait. Kitabın illüstrasyonları ise Marşandiz Fanzin ve Aylık Öykü Seçkisi‘nden de hatırlayacağınız Aslı Ekim‘den gelmiş.

Velhasıl Kafe Dedalus, her yaştan okurun damak zevkine hitap edecek şahane bir seri olacakmış gibi duruyor.

kaynak:kayiprihtim

Devamını gör
Ahmet Batman'dan Seçkiler
  • 5.1.2018 15:47:12
  • 0 Yorum
  • 181

Benim bir mucizeye ihtiyacım vardı ve hayat karşıma seni çıkardı

Kaldırımlar, yalnız insanlar için vazgeçilmez bir dost olabilir.

Bazen cuma günü kadar seversin birini..

Tekrar tekrar dinlediğim şarkılar gibisin. Bazen üst üste yüz kere seviyorum seni.

Aşk, adını koyamadığın duyguları sana yaşatan insana aptal aptal bakmaktır. Yüzünün her kıvrımını ezberlemek ve onu bir cumartesi akşamı gibi sevmektir.

Hepimizin bir limanı var, hem demir atmak istediğimiz, hem demir almak.

Alnınız diyorum küçük hanım en çok benim dudaklarıma yakışır

Herkesin acısı kendine.

Elbette yalnızlık bizim en güçlü silahımız, içinde kurşunu olmayan. Yalnız olmanın en güzel yanı da terk edecek kimsen olmaması.
Çok mu şanslıyız neyiz bilemedim…

Başkalarına beddua etmek için harcadığın zamanı,kendi haline şükretmek için dua ederek harcamalısın.

Bir çay doldur… Bir kitap seç. Ve dünyayı sessize al…

Seni bana getirmeyen yolların da bir bildiği vardır.

Karşındaki seni çözene kadar varsın,çözüldükten sonrası hep bir sıradanlık

Çok büyük acılar var ve hepsi anlık. Acı zaman geçtikçe azalan bir şey ama bunun zamanla bir ilgisi yok. Kalp inanıyor, hafıza kabul ediyor. Gitti diyorsun kendine ve inanıyorsun.

Yazmak konuşmaktan iyidir,düşünecek fırsatın oluyor.

Ve sen benim yerime birini koymayı denedin,oldu ya da olmadı ama denedin.Kimse kimsenin boşluğuna ‘cuk’ diye oturmaz.Ya geniş gelir ya dar.Masum değiliz,sadece gülüşlerimiz güzel.

Bazen düşünüyorum da, hiç kendim için yaşamamışım ben. Kimse kırılmasın derken kendim paramparça olmuşum da haberim olmamış.

Doğum tarihimle ölüm tarihimin arasındaki kısa çizgiye bir aşk sığdırabilirsem ne ala. Geri kalan her şey başkalarının olsun.

Bazen aşırı mutlu olur insan bazen nedensiz bir mutsuzluk çöker içine.Yarın varsa umut var demektir.Umut varsa insan hala hayatta demektir.Son olarak belki haberin yok ama Eylül bitiyor ve sen hala çıkıp geleceksin.

Hiçbir yağmur dindiremez susuzluğumu , ben sana susuyorum.

Gökyüzü herkese mavi ama herkes bakamıyor işte o gökyüzüne…

Seni bana getirmeyen yolların da bir bildiği vardır.

Kısacası senin dönecek yüzün olsa bile benim seni koyacak bir yerim yok.

Devamını gör
İnsanlar
  • 4.1.2018 15:33:02
  • 0 Yorum
  • 181

İnsanlar
Kokularını da kendileriyle getirir,
Bırakır
Ve giderler
İnsanlar,
Bir gün gelir ve diğer gün giderler
Ama
Rüyalarımızda kalırlar
İnsanlar,
Bir gün gelir ve diğer gün giderler
Ama
Dünlerini kendileriyle götüremezler
İnsanlar
Gelirler
Hatıralarını bırakır
Ve giderler
İnsanlar
Bir gün gelirler
Ve takvimin bütün yaprakları ilkbahar olur
Ve bir gün gittiklerinde
“Dört mevsim sonbaharı”
Kendileriyle götürmezler
Ama geldiklerinde
Kendi şarkılarını mırıldanır
Ama gittiklerinde
Onu götürmezler
İnsanlar
Gelir ve giderler
Ama özlemlerimizde
Şiirlerimizde
Ve gecemizin ıslak rüyalarında
Hep kalırlar…
Bırakmayınız
Bir gün getirdiğiniz bütün her şeyi
Götürünüz
Gittiğinizde
Asla insanın uyku ve hatıralarına geri
Dönmeyiniz…

Herta Müller

Devamını gör
Ayrılıklardan
  • 3.1.2018 16:15:48
  • 0 Yorum
  • 192

Böyle sessiz ayrılıklarda,
her şey önceden belli olur.
en güzel zamanında, aşkın ve hayatın
insan deli olur…

O, kadırga taraflarında bir evden çıkmıştır.
masum bir yalanla -halama diye-
gözleri pabuçlarında, mahcup
ellerine yapışmış gibidir
harçlığından arttırıp aldığı
sevimli hediye…

ah, insan nasıl çıldırmaz nasıl
bir çaresizlik,
bir umutsuzluk sarmış her yanı.
aranızdan insanlar geçer.
bulutlar geçer.
O, kırmızı mürekkep gibi dudaklarıyla, zoruna
utanarak gülümsemeye çalışır.

bu gülüş en aldatmazıdır vaatlerin.
yıllarca sonra bir uzak gurbette bile;
zulmüne dayanılmazken yalnız saatlerin,
bir yeşil yaprak üstünde gözlere,
görünür, uzaklaşır…

TURGUT UYAR

Devamını gör
Robin Sharma'dan Baş Döndürücü Bir Hayat İçin 60 Öneri
  • 2.1.2018 15:56:36
  • 0 Yorum
  • 146

Hayat bir göz açıp kapama kadar kısa ve birçok insan hiç bir değişiklik yapmadan aynı yılı 80 defa yaşıyor. En sonunda yarım yaşanmış bir hayatın pişmanlığını yaşamamak için bu ipuçlarını okuyun ve uygulayın.
1- Her gün egzersiz yapın.
(Günde 30 dakika tempolu yürüyüş bile bir şeydir.)
2- Şükretmeyi hayatınıza ciddi biçimde katın.
3- İşinizi hobi olarak görün.
(Bunun kolay olmadığının farkındayım fakat tüm kişisel gelişimciler bunu söylüyor.)
4- En iyisini umun, en kötüsüne hazırlanın.
5- Günlük tutun.
6- Benjamin Franklin'in hayatını okuyun.
(Kendisi eski ABD başkanlarından biri ve gerçekten motive edici bir yaşam öyküsüne sahip.)
7- Haftanızı planlayın.
8- Hayatınızdaki en öncelikli 5 şeyi bilin.
9- Dikkat dağıtıcı şeylere kanmayın.
(İşiniz varken Facebook'a dalmayın. Her hadi çıkıyoruz diyenin peşinden işi gücü bırakıp eğlenceye çıkmayın.)
10- Çok su için.
11- Yaptığınız işi her gün geliştirin.
12- Kendinize bir akıl hocası bulun.
(Akıllı mantıklı yakın bir akraba, arkadaş bile olur.)
13- Bir koçla çalışın.
14- Her gün sabah 5'te uyanın.
(Bu biraz fazla erken sanki :) Sadece erken uyanın diyelim mi? )
15- Daha az yemek yiyin.
(Daha sağlıklı şeyler yiyin.)
16- Kendinize daha çok kahraman/idol bulun.
17- Birinin kahramanı/idolü olun.
18- Tanımadığınız insanlara gülümseyin.
(Herkese değil tabii. Etrafta garip insanlar bol.)
19- Tanıdığınız en etik insan olun.
20- Mükemmelden daha azıyla yetinmeyin.
21- Hayatın basit zevklerinin tadını çıkarın.
(Gün batımı veya bahçedeki çiçek mesela.)
22- Gelirinizin en azından %10'unu her ay biriktirin.
23- Sanat galerilerinde zaman geçirin.
(Müzeler, sergiler de aynı hissi verecektir.)
24- Koruluklarda yürüyün.
(Şehirlerde bulunması zor fakat sakin parklar bulabilirsiniz.)
25- Size yardımcı olan insanlara teşekkür mesajları yazın.
26- Size yanlış yapan insanları affedin.
27- Liderlik etkili olmakla ilgilidir, unvan ve övgülerle değil.
28- Sevdiğiniz insanlarla hayatınız boyunca hep hatırlayacağınız anlar yaratın.
29- 5 çok iyi arkadaş edinin.
30- Hayret verici biçimde nazik olun.
(Lütfen demek o kadar zor değildir ve çok işe yarar.)
31- Televizyonu fişten çıkarın.
32- Televizyonu satın.
(Ferrari'si olmayan televizyonunu satsın :) )
33- Her gün bir şeyler okuyun.
34- Haberlerden kaçının.
(Kimin kimi doğradığını öğrenmemek hayatınızı daha mutlu kılabilir.)
35- Sahip olduğunuz şeylerden memnun olun.
36- Hayallerinizin peşinden gidin.
37- Kendinize özgü, sahici olun.
(Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol da diyebiliriz.)
38- Hırslı olun.
(İyi anlamda tabii)
39- Özür dilemeniz gerektiğini bildiğinizde özür dileyin.
40- Yaptığı iyi bir şey için bir başkasını kutlamak için fırsatı kaçırmayın.
41- Bir vizyonunuz olsun.
(Hayatınızın nasıl olmasını istediğiniz hakkında bir görüşünüz olsun.)
42- Güçlü noktalarınızı bilin.
43- Bir işteki eksikliği değil iyiyi görmeye odaklanın.
44- Sabırlı olun.
45- Vazgeçmeyin.
46- Kendi pisliğinizi toparlayın.
(Fiziksel olarak olmasının yanı sıra, yaptığınız hatalar manasında da.)
47- Güzel kelimeler kullanın.
(Günlük hayatınızda hoş kelimeler kullanmak güzel bir alışkanlık olmaz mı?)
48- Daha fazla seyahat edin.
(Başka ülke/şehir olamasa bile, bilmediğiniz yeni restoranlara/semtlere/sokaklara gidin.)
49- "As You Think"'i okuyun
(Yazar bu kitabı önermiş.Ben bunu sizi mutlu edecek kişisel gelişim kitapları ve yazıları okuyun şeklinde yorumlamakta sakınca görmüyorum..)
50- Ebeveynlerinize saygı duyun, onlara değer verin.
51- Taksicilere bahşiş verin.
(Ve yemekleri kapınıza kadar getiren kuryelere de..)
52- İyi bir takım arkadaşı olun.
53- Eleştiriler karşısında enerjinizi yitirmeyin.
(Ama bir insan sizi eleştriyorsa kulak ardı etmeyin)
54- Dağlarda vakit geçirin.
(Dağ bulamazsanız şehir stresinden uzak,tercihen yüksek bir yerlerde vakit geçirmeye çalışın.)
55- En önem verdiğiniz 5 değerinizi bilin.
(Bunlar etik değerler olabilir, aileniz, eşiniz vb. olabilir.)
56- Çok meşgul olmaktan sonuç almaya yönelin.
(Çok meşgul ama az iş yapandan sa "Bir şeyi yaptım işte sonucu bu" insanı olun.)
57- Yenilikçi olun ve bunu hep yapın.
58- Daha az konuşun. Daha çok dinleyin.
59- Tanıdığınız en iyi insan olun.
60- Hayatınızı önemli görün ve o hale getirin.
(Siz öylesine bir şey değilsiniz, önemli ve değerli bir canlısınız. Bunu bilin! )

Kaynak:Biyografi.info 

Devamını gör